Wednesday, May 30, 2007

Açıldı!

Şişli Addresİstanbul'da...
Ünlü İngiliz Dekorasyon firmasının Celebrate partisindeydim, meğer herkes nasıl heyecanla bekliyormuş. Aramıza hoşgeldin Habitat!

Mevlana IV

* www.pedalsisesi.com'dan alınmıştır.

Saturday, May 26, 2007

8 centilmen ve 1 leydi Valencia,İspanya'da.

"Alinghi Events" adı altında şirket içinde organizasyonunu yaparken gidecekler adına oldukça heycanlanmış, davete hayır diyemeyecek kişiler olduklarını tahmin ettiğimden yedekte olmamada açıkçası sevinememiştim. Fakat her organizasyonda olduğu gibi burda da fire oldu ve bende misafir listesinde yerimi aldım.

Münih aktarmalı hatta Münihte 3 saat beklemeli bir uçuşun ardından Valencia'ya vardığımızda hala çok güzel geçecek 2 günün farkında değildim. Valencia'da bizi karşılayan Mr. Peter Handke'nin misafirperverliği, uzun süredir birlikte tur yaptığı gruplardan bizim gruba kattığı farklı enerji ve keyif gözardı edilemez.
İlk gün Bayan Rosa ve Mr. Handke bizi şehir merkezine götürüyor. Burası öyle bir şehir ki, katedraller ve tarihi yapıların içine karışan yerleşim yeri dışında bir de yeni yapılan yerleşim yerleri var. Dolaşırken bizi farklı yerlere götürüyorlar. Bir cafede Sudan'dan gelen yemişlerden yapılan Chatan içiyoruz. Daha sonra kendimize ayrılan serbest zamanda ben alışveriş mi, tarihi yerler mi diye düşünürken, Selim Beyinde aynı şeyi düşündüğünü fark ediyorum ve kendisine takılıyorum. Önce El Corte Inglese'de gezip, alışverişi deniyoruz ama artık herşeyin İstanbulda olduğunu fark edince şehri gezmek daha cazip geliyor.
Karşımıza çıkan ilk taksi ile eskiden bir nehir olan ve yatağının şehrin dışına taşınmasıyla doldurulan alana yapılan fen ve sanat müzesi ile opera binasına gidiyoruz. Nehrin yerine yürüyüş alanlarıyla birlikte yapılan bu başarılı binalarda gezerken fen müzesinde bir civcivin yumurtadan çıkış anına şahit oluyoruz. Beni bu gezinin en çok etkileyen anlarından biri de bu oldu.
Ertesinden elimizdeki haritaya bakıyoruz ve metro ile şehir merkezine dönmeye karar veriyoruz. Benim rehberliğimde geçtiğimiz bu yolda Selim Beyi yürütüyorum da yürütüyorum :) Bu arada metroya binip, Valencianın tadını çıkartıyoruz. En son İspanyolcadan başka bir dil bilmeyen ve zorla bize yardımcı olmaya çalışan amca sayesinde şehir merkezini buluyoruz. İspanyol halkı o kadar yardımcıki, İspanyolcadan başka bir dil bilmeselerde kendi dilleriyle mutlaka size anlatıp, yardımcı oluyorlar. Sokak arasında içtiğimiz o lezzetli bira ile günün gündüz yarısını sonlandırdık ve otele döndük.
Akşam yemeği için yerimiz Ada Restaurantta ayrılmıştı. Burada Paellanın tadına baktık. İçindeki salyangozları görmesem, yediklerim Safranlı pirinçten öteye gidebilirdi belki ama gerçekten bu şartlar altında imkansızdı. Tavuk sandığım etlerinde tavşan olduğunu öğrendikten sonra çatalı tamamen bıraktım. Bu arada bizim 8 centilmen gerçekten o kadar nazikki bazen kendimi gerçekten prenses hissediyordum. 6 sını restaurantta bırakıp, ikisi eşliğinde otele döndüğümde, günün yorgunluk tadı, yay burcunun gezme egosuyla birleşmişti...

İkinci günün sabahı Alinghinin verdiği heyecanla uyandım. Alinghi American Cup'ı 2003te kazanan son tekne.Ve şu sıralarda hala sürmekte olan Louis Vuitton Cup Alinghinin rakibini belirliyor. Bu yarışı kazanan tekne Alinghi ile yarışacak ve 151 yıldır elden ele dolaşan kupaya talip olacak. Valencia'nın 32. Amerikan Cup'a ev sahipliği yapacağı belli olunca 2 sene de yapılan liman ve limandaki şenlik gerçekten görülmeye değer. Tüm yarışan teknelerin ayrı yerleri, sponsorların mağazalarının, kupanın ve bilgilerinin olduğu bir alışveriş merkezi, çocuklar için eğlence alanları, yeme içme yerleriyle Amerikan Cup tamamen birincisini seçmeye hazırdı.
Ürün sağlayıcısı olduğumuz Alinghi teknesinin alanına gittiğimizde sınırsız yiyecek ve içecek, şık ağırlama ve tekne-yarış hakkındaki tüm bilgiler bizi bekliyordu. Önce Alinghi'nin Simülatörüne bindik. 9 kişilik ekiple yönetmeye çalıştığımız simulatör bizi oldukça eğlendirdi. Sonra terasa çıktık ve orada yarışın başlamasını bekledik. Yarış için yarışacak tekneler Amerikan Oracle- BMW, İspanyanın bir takımı, Yeni Zellanda Emirates ve İtalyan Prada -Luna Rossa idi. Onların çıkmasıyla biz de izleyici teknesinde yerimizi aldık ve bizde onların hemen arkasından açıldık. Alinghinin izleyici teknesi oldukça keyifli. Dürbünlerimizle yarışı izliyor ve gün sonunda tekrar limana dönüyoruz. İspanya ve daha sonra otelde hazırlanıyor ve tekrar şehre yemeğe iniyoruz.

3. gün uyandığımızda artık Valencia'dan son saatlerimiz. Deniz kenarında yürümenin tadını çıkartırken ben, centilmenlerin bir kısmı kendini Akdenize bırakıyor. Öğleden sonra toparlanıp yine Münih aktarmalı, İstanbul'a dönüyoruz. Döndüğümüzde ise hepimizin aklında tekne almak vardı. Ben para biriktirmeye başladım bile...

Saturday, May 19, 2007

Benim Blogum 1 Yaşında...

Bengünün yemek tarifleri verdiği blogundan sonra benim de yazacak bir şeylerim olur belki diye açtım bu blogu. O yüzden adı da "Benim blogum" oldu ve kaldı.. Çünkü başta kendimi anlatmak istediğim, sonra beğendiğim yazıları eklediğim, sonra işim ve pazarlama üzerine yazdığım, sonra deneyimlerimi anlattığım bir yer haline geldi bu sayfa.
Sonra pembeye çevirdim, en sevdiğim renkten oldu, sonra yorumlar gelmeye başladı, yorum aldıkça çoştum, sonra bir çok kişi tanıdım, onların bu sayfayı devam ettirmem de etkisi o kadar büyük ki..

Bazen bloggerım dediğimde ne olduğunu anlamayanlara yazar olmak istedim işte burdan da başladım diyerek ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bir gün bir yerde yazıcam derdim ya hep, bir satırda olsa yayınlanacak diye... İşte bu düzeni kendi kendime kurmamı sağladı blogger.

Herkes bir kaç farklı blogda bir kaç farklı konu üzerine yazarken, belkide teknolojiyle olan aramdan, belkide böylesi bana daha çok benziyor diye hepsini bir sayfaya sıkıştırdım. Herşeyden biraz biraz beni daha çok anlatıyor sanırım. Beni severek okuyan var mı ya da bir kaç iyi arkadaşım dışında gerçekten okuyan var mı bilmiyorum ama buraya yazmayı seviyorum.

Tanıştıklarım, tatmin ettiğim yazma egom, aldığım güzel yorumlar ve bana kattıkların için blogger başta olmak üzere herkese çok teşekkür ederim. Çok mutluyum, burayı seviyorum. Kendi otokontrolümde ne kadar sansürlü de olsa, istediklerini yazmanın verdiği tat, hiç bir yerde yok sanırım...

Wednesday, May 09, 2007

Trekking Yaptık!

İzmit'in Yuvacık ilçesinin tepesi burası.. O kadar güzel ki, oraya çıktığımızda yürüyeceğimiz yerin bu kadar zorlu olacağını tahmin etmemiştim.. Yürürüm ben, iyi yürürüm. Metrelerce, kilometrelerce... Yürüdüğümüz parkur Aytepe idi. Gayet keyifliydi, önce dik bir yokuş iniliyor, sonra aşağıda sıcak bir çayla dinlenip, devam ediliyor, yokuş çıkılıyor, ağaçların aralarından geçiiliyor, tepelere tırmanılıyor, en son bir köyün içinden geçip, parkur tamamlanıyor. Çember grubuyla katıldığımız bu keyifli doğa gezisinin ardından yorgunluk, temiz hava, güzel anılar kaldı hatıralarımda. Geçtiğimiz haftasonu Hıdrellez'di aynı zamanda. Yine dileğimi gül ağacının altına bıraktım. Sabahta camımı sonuna kadar açıp, Hızırın gelmesini bekledim. Acaba geldi mi?, bakalım bu sene hangisi olacak...

Thursday, May 03, 2007

Pembe Pazarlama!

Pembe blogun, pembe sahibinden, pembe pazarlama hakkındaki, pembe fikirleri :)

Pembe Pazarlama, pembe kadına yöneliktir pazarlama.
Pembe kadın, aslında hayatta pek bir şey düşünmediğine, tek derdinin gezmek, eğlenmek ve kendi bakımı olduğuna, kuaför salonlarından çıkmayan, alışveriş merkezlerinde en süslü mağazalardan alışveriş yapan kadın.
Bir kaç örnekle ne demek istediğimizi pekiştirelim, Bonus Card'ın Aynalı Kredi Kartı, Play Station ve Vestel Dizüstü modellerinin pembe renkleri, Kalori hesabı yapan cep telefonları, Nokia'ın aşk temalı ürünleri, Motorolanın D&G imzalı tasarımı...

Bu sektörün bu kadar hareketlenmesinin sebebi, aslında her kadının içinde Pembe oluşu mudur?
Kadın en alttan en üste hangi konumda olursa olsun, işli, pullu, renkli şeyler en ben sevmem diyen kadının bile ilgisini çekiyor, bu bir gerçek. Eskiden sadece aptal sarışın diye tabir ettiğimiz (kimse benim kadar sarışın olmasın ve sarışın olmaya benim kadar bayılmasın- sakın kimse üzerine alınmasın) kadınlara hitap eden pembe içerikli ürünler şimdi ne kadar güçlü, ne kadar yönetici, ne kadar hırs dolu da olsa her kadına ulaşıyor. Yani biz kadınların derdinin sadece tırnağının kırılması olmadığının anlanması da ayrıca güzel bir şey tabi.

Pembe pazarlama, kadınlık hormonlarının satın alma gücünde ne kadar etkili olduğunun anlaşılmasıyla başladı.
Demekki teknoloji, renk, tasarım kadınların daha çabuk etkilenmesini sağlıyor ve böylelikle daha çabuk ürün tutuluyor. Blogumdan anlaşılacağı üzre, blogger beni pembe noktasında yakaladı, ama bu bana özeldi, her rengin arasından pembeyi seçme beni ben yapan özelliklerden biri.
Kadınlar yaratıcılığı destekliyor, kadınlar renkliliği destekliyor, kadınlar hem çalışıp, hem bakımlı olmanın ne demek olduğunu gösteriyor dünyaya. İşte başarılılar, evde başarılılar, iyi bir anne, sevgili, arkadaş, çalışan, yönetici olabiliyorlar.

Hem bence kadın dediğin pembe pazarlamayı kabul etmeli zaten. Kadın dediğin rengi sevmeli, kadın dediğin nazlı olmalı, kadın dediğin duygularını itmemeli, ortaya çıkarmalı, kadın dediğin etek, topuklu ayakkabı giymeli, kadın dediğin küfür etmemeli, kadın dediğin baktın mı bir daha baktırmalı...
Kadınlara yönelik pazarlama da özel olmalı tabi, pembe olmalı, işli olmalı, aynalı olmalı.. :)

Aynalı bonusa sırf aynasızda ruj sürerim diye karşı çıkmıştım :) Kadınların başarısı yanında ayna olmadan ayna görevi görecek nesneleri bulmasıyla ölçülür.

8 Marta yönelik bir yazı oldu ama konu içinde onuda geçirerek daha önce atladığım o özel günü anmış olayım.

Pembe Pazarlamanın gelişimini hep birlikte pembe blogdan izleyeceğiz...

Wednesday, May 02, 2007

Fikir Ayracı

Süper bir fikir daha...
Fikir ayracı!
Sadece kaldığınız sayfayı değil, sayfada kaldığınız yeri de gösteren tekrar okumanıza mani olarak zamanınızı size geri veren bir buluş!
Brand Box Onur Yüksel'in yarattığı bu süper fikirle en ufak bir bölünme de bile kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.
Özellikle benim gibi 5 kitabı aynı dönemde okuyup, ne kadar işarette bıraksa kaldığı yerleri hep şaşıran biri için ideal. Şimdi ürünün piyasaya çıkmasını merakla bekliyoruz.
Peki kitapta sevdiğimiz yerleri bulmamızda da yardımcı olacak mı?
Tebrikler Onur Yüksel.

Tuesday, May 01, 2007

İşÇi BaYrAmI!


Bugün 1 Mayıs. İşçi Bayramı, Bahar Bayramı, Annemin doğum günü.
İstanbul'da kutlanılamıyor bile, yakında vali kontrolünde nefes alıp vermeye başlayacağız. Yaptıkları hataların faturalarını neden bu şehirde yaşayanlardan, bu şehre bayılanlardan neden bizlerden çıkartıyorlar ki?
Bıraksınlar emekçiler rahatça kutlayalım bayramımızı. Bıraksınlar emekçilerin halaylarına karışsın ağaçların yeni açan çiçekleri.
Neden izin vermezler ki doya doya kutlansın şu bayram. Yani engel çıkartan vali, onların sözüyle önlerinde duran polis... vs onlarda emekçi değil mi?
1 Mayıs tatil edilmeli. insana duyulan, emeğe duyulan saygıdan tatil edilmeli.

Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın emekçilerin bayramı.
Baharın güzel günleri yaşasın...

Annem,
Doğduğunda da bu kadar karışıkmıydı buralar, yoksa gün geçtikçe bölmeye çalışanlar çomaklarını mı kurcalıyor? İyiki doğdun Canım Annem, dilerim tüm güzelliklerle birlikte bizler de hayat boyu hep yanında oluruz. Seni çok seviyorum.

Sunday, April 29, 2007

Türkiye Laiktir, Laik Kalacak...

Türküm...
Doğruyum...
Çalışkanım...
İlkem,
Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak...
Ülküm,
Yükselmek, İleri gitmektir...
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda,
Gösterdiğin hedefe,
Durmadan yürüyeceğime,
Ant İçerim...

Varlığım,
Türk varlığına armağan olsun.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Saturday, April 21, 2007

Mevlana III (7 ÖĞÜT)


Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol...

:)

Annemlerin İstanbulda olmadığı, diş ağrıma artık rakıların votkaların fayda etmediği günün birinde telefonum çaldı.. Karşıdaki ses kendini tanıttı:
- Merhaba Ben Dr. Hüseyin Şirin. Dişçiden korkuyormuşsun, bak teknoloji çok gelişti, artık hiçbir şey eskisi gibi değil, gel bakalım ağrının sebebi neymiş...
- Ben ııı, şey..
- Bak ağrı çekmene değer mi, istemezsen yine dokunmam, gel bakıcam sadece.
- Peki.. Adresi alabilir miyim?
- Ben şimdi sana mesaj atıcam ama şöle tarif edeyim...............................................
- Çok teşekkür ederim, geliyorum.
- Bekliyorum.

O gün tanıştım Hüseyin Abiyle :) Gerçekten çok yardımcı oldu, çekilmek üzere olan dişimi kurtardı... 10 yıldır oturmadığım dişçi koltuğuyla tekrar barışmamı sağladı. O günden sonra bütün dişlerimi kontrolden geçirdi. 6 ayda bir kendi hür irademle :) kontrole gitmemi sağladı. Hatta 20'lik dişimi bile ufak bir operasyonla aldırdım. Yüzümde ödem oluştu, şişti, sürekli Hüseyin Abiyi telefonla taciz ettim ama bir kere bile of demedi...

Geçen ay, çok istediğim beyazlatma işlemini yapmayı sonunda kabul etti.. (Önceden gerek yok diyordu :)) Buraya 10 gün arasındaki farkın resimlerini koymak isterdim ama inanın öncesinde resim çekmemişim ama hiç tanımayan insanlar bile konuştuğumda dişleriniz ne kadar beyaz diyorsa gerçekten çok başarılı olmuşuz demektir. Bu işlemi yaptırmak isteyenleri Hüseyin Abime yönlendirebilirim.

Kendisine herşey için çok teşekkür ediyorum...

Wednesday, April 11, 2007

Ve Fuar bittiğinde...


Sektörün 2, benim 1 yıldr beklediğim Mutfak, Banyo Mobilya ve Ankastre Cihazları fuarı Mutfak 2007 sona erdi. Katılımın yoğun olduğu fuarda sadece bizim standımızı yaklaşık 6.000 kişi ziyaret etti. Organizasyonunu yaptım diye söylemiyorum ama fuarda en çok konuşulan cihaz firması olduğumuza eminim/z.

Fuar ziyaretçilerinin standları gönüllü ziyaret ettikleri düşünüldüğünde bu firmamızın gerçek başarısıdır bence. Yorgunluğumu yeni yeni atıp, bir yandan teşekkür mektuplarını yazarken, bir yandan da fuarın yararlarının ne olduğu konusunda fikirlerimi de beyan etmek istedim.

Fuarda,
* Marka imajımızı pekiştirdik,
* Müşterilerimizi ağırladık,
* Yeni müşteriler bulduk,
* Yeni ürünlerimizi sunduk, tanıttık,
* Rakiplerimizi inceledik,
* Pazar hakkında fikirlerimizi yeniledik,
* Promosyon ürünlerimizi dağıttık, ilgi çektik, tanındık,
* Mevcudiyetimizin ölçüsünü gösterdik..

Bir nev'i canlı yayına benzettiğim fuar günlüğü sona erdi, asıl şimdi önemli olan geri dönüşler ve alacağımız tepkiler.

Monday, April 02, 2007

Wednesday, March 28, 2007

Google Bize Logo Yapsana!

Google'ın ülkelerin önemli günlerine göre logosunu değiştirdiği ve neden bizi fark etmediğini düşündüğüm olurdu, taki bu projeyi görüp tabi ya bizler bişi yapmalıyız ki onlar da bize logo yapmalılar diyene kadar. Özgür Alaz (ki kendisi Google Earth te cv hazırlayan ilk kişi olarak gazetelere çıktı) ve arkadaşlarının hazırladıkları Google Bize Logo Yapsana sitesi düşünmenin ve söylemenin ötesine geçmiş..

Site logo olana kadar tıklanmayı ve destek verilmeyi hak ediyor. Tebrikler arkadaşlar...

29 Ekim'de olsa ne kadar güzel olur di mi?

Sunday, March 18, 2007

Eyvah Aklım Karıştı ve Mavi Gözlü Dev

Çember.net'e üye iki oyuncunun duyurusuyla katıldığımız "Eyvah Aklım Karıştı" isimli oyun gerçekten çok keyifliydi. O akşam Şişli Kültür Merkezinde sergilenen oyunun başka bir anlamı daha vardı. Oyun 2 ay önce Lösemi nedeniyle aralarından ayrılan arkadaşları Erdinç Gökdağ'a ithaf edilmişti. Kız arkadaşından ayrılan ve sebebini hayatta arayan genç bir adamın kendini bulma çabalarını anlatan oyun, eğlenceli olmasının yanı sıra bazı replikleriyle de düşündürücüydü.

Dün akşam da Mavi Gözlü Dev'i izledim. Biket İlhan'ın şahane yönetiminde ve okuduklarımızla benzeştirdiğimiz Yetkin Dikincilerin oyunuyla Mavi Gözlü Dev gerçekten karşımızdaydı. Şiirleriyle süslenen filmi gerçekten görmenizi tavsiye ederim.

"Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim"

Friday, March 16, 2007

Unesco 2007 Mevlana Yılı

Unesco, 2007 yılının Mevlananın doğumunun 800. yıldönümü olması sebebiyle Mevlana yılı ilan etmiş. Çokta iyi etmiş.. Bunu öğrendikten sonra blogumda her ay bir tane Mevlana sözüne yer vermeye karar verdim ki çok sağolsun değerli arkadaşlarım yorumlarına diğer güzel sözlerini ekleyerek zenginlik kattılar.
Tabiki firmalar bu konuyu pazarlama stratejilerine hemen yerleştirdiler. İBB bile 'gel, her ne olursan ol, yine gel' sözünü geçitlere astığından beri, bunun reklam amaçlı kullanılıyor olması rahatsız ediyor beni. (Belki de belediyeye karşı olan bakış açımdan kaynaklanıyor, bilemiyorum ama objektif olmak zorunda da değilim ki, di mi? :)) Ne kadar reklama malzeme edilmesinden rahatsız olsam da o yazıların her birinde mutlu oluyorum, çünkü bu daha çok insanın Mevlana'yı tanıması demek, daha çok kişinin bilmesi ve onun sonsuz hoşgörüsünden alabilecek tüm insanların alması demek.
Bugün herhangi bir kitapçıya girdiğinizde en çok satanların yanında Mevlana kitap standlarını görebilirsiniz. Gazeteyi açtığınızda Mevlana'nın bir sözünün geçtiği ilanı, yapılan etkinlikleri görebilirsiniz. Bu yazıyı yazmama bugünkü Hürriyet Gazetesinde yayınlanan Favori Altın'ın ilanı sebep oldu zaten. Mevlana yılına özel bir koleksiyon hazırlayan Favori böylelikle hedeflenen bu yılın unutulmaz kalınmasını sağlamaya çalışıyor. Hedef kitlesinde kimler var bilmiyorum ama ben inancın insanın kendi içinde olmasına inandığım için yüzükte ya da kolye de Mevlevi figürü görmek istemiyorum. Önemli olan bu olguyu özümsemek ve onu hayatına katarak, bakış açını değiştirmek. Bu yüzden belki de öğrenilmesine sevindiğim halde her yerde kullanılmasından rahatsızlık duyuyorum.
Aynı gazetenin bir arka sayfasında ise Kültür Bakanlığı, Library of Congress ve Koç Holding iş birliğiyle Washington DC de düzenlenen Mevlana etkinliğinden bahsediyordu. Bu çok hoşuma gitti, bizim ne kadar hoşgörülü bir ülke olduğumuzu herkesin duyacak olması gururumu okşadı. Koç Holding sponsorluğunda (bence çok doğru bir karar) Smithsonian Vakfıyla düzenlenecek etkinliklere yıl boyu devam edilecekmiş.

Madem bu kadar bahsettim bu ayki Mevlana sözüm Favori Altın'ın ilanından gelsin.

"Altın ne oluyor, can ne oluyor,
İnci, mercan da nedir?
Bir sevgiliye harcanmadıktan
Bir sevgiliye feda edilmedikten sonra..."


Mevlana'nın ben de ilk çağrıştırdığı şey Huzur. Hangi kanaldan olursa olsun ulaşılan tüm insanların bu huzurdan yakalaması dileğiyle...

Sunday, March 11, 2007

WOMM NOTLARIM

İstemenin gücüne inanarak gitmeyi çok istediğim WOMM konferansına katıldım. Sevgili Alper’in sayesinde burdan kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.

Mediacat’in düzenlediği Womm Konferansında ilk olarak George Silvermann sahne aldı. Evet sahne aldı diyorum çünkü kendisi once bir kaç ufak illüzyon gösterisinden sonra bizlere Wom u anlattı. Temeli güvene dayalı olan Womun insanların tutkularına dokunması gerekir.

WOM Süreci için şunlar gereklidir:

  1. Mavens – Transmitters (İletenler)
  2. Messages (Mesaj)
  3. Motives (Motive)
  4. Mode of transmission (Kanal, mecra)
  5. Measurement (Ölçüm)

Wom hikaye şeklinde gelişir, güven gerektirir, dolaylı wom süreci yaşanabilir, insanların birbirlerine anlatmak isteyeceği olaylarda daha hızlı gelişir, sosyal networkler, müşteri referans programları, bloglar, duygular ve birbirimize ilettiğimiz metaryeller Womun gerçekleşmesini sağlar.

İkinci konuşmacı Yankı Yazgan’dı. Kendisi çocukların Woma daha yakın olduğunu, beynimizin belirsizlik ve süratle en kuvvetli düşüncesini ortaya çıkarttığını, korku ve endişe duygularının daha çabuk ortaya çıktığını anlattı.

Renan Tavukçuoğlu – FikriMühim.com’un kurucusu. FikriMühimler Womun gönüllüleri. Belli bir firma yarattıkları ürün hakkında FikriMühimlerden bunun yayılmasını isteyecekler. Ve böylelikle Womm gerçekleşmiş olacak.

Walter J. Carl- Womm’un ölçülmesinden bahsetti. Kendi fikirlerimizi yayınlayabildiğimiz her mecra Womm mecrasıdır. Womm reklamla birlikte olur, reklamı destekler ve %90ı offline olur.

Su dalgaları gibi büyüyen Wom’un merkezinde 0.nesil anlatıcı vardır. Bu birinci nesile, o da ikinci nesile anlatır. Mesajı başlatan kişi ortalama 17,5 x kişiye ulaşır.
G0 – G1 – G2 – G3

Peki şirketler neden WOM’a ihtiyaç duyuyor?
Merkeze müşteriyi koyduğu için müşteriye önem verilen, müşteri odaklı bir pazarlama anlayışı için WOM gerekli.

Daha sonra Alper Akcan ve Alemşah Öztürk biz Türklerin WOMM’a çoktan hazır olduğundan bahsetti. Bence tüm günün en güzel sunumuydu. Sebebi gerçekten anlattıklarını hepimizin biliyor olması mıydı, yoksa tanıdık olmaları mıydı ya da Alper’in bu konferansta bana çok yardımcı olması mıydı? Bilemiyorum, ama yine de bence tüm günün en güzel oturumuydu. Konuşmayı seven, yaratıcı, yenilikçi ve eğlenceli, oturduk mu kalkmak bilmeyen Türklerin sözlü iletişim gücüyle Woma uygun olduklarını anlattılar. Dave Balter’a göre yardımcı olmak ve eğitmek, bildiğini ispatlamak, ortak bir zemin oluşturmak ve kendi görüşümüzü ispat etmek sebebiyle ürünler hakkında konuşuyoruz. Alper ve Alemşah başarılı wom örnekleriyle Dave Balter’ın ürünler hakkında konuşma sebeplerini anlattı ve Womm’un 3 şekilde gerçekleştiğini…

  • Müşterilerin marka için ürettikleri (yeni rakı – spiderman, ottoman empire..)
  • Markaların başarılı kampanyalarını (t – box, turkcell messenger, onur air 1 YTL uçak bileti..)
  • Toplumsal Viral Etkiler (NARO, Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık, binbir gece..)

Alper ve Alemşah, markaların ve ajansların Wom için yapmaları gerektiklerini anlatarak sunumlarına son verdiler.

Günün son konuşmacısı ise Dave Balter’di. Bence kendisinin konuşması da oldukça başarılıydı. Anlattıklarını kendisi de 5 maddede toplamıştı.

  1. Eğlence uğruna markanızı heba etmeyin. Satın alma kararlarının %76’sı ağızdan ağıza yapılıyor.
  2. Tüketici markanızla canı ne istiyorsa yapabilir, siz kontrol edemezsiniz.
  3. İnsanların söyledikleri önemli, WOM içinde ne söylendiği mühimdir.
  4. Yalan söylemeyin, çalmayın, kandırmayın ve aptalca şeyler yapmayın.
  5. Tek bir sihir var o da iyi bir ürün yapmak, kötü bir ürünün WOM kampanyası yapılamaz.

Ben de Cenk ve Erdem'in sunduğu WOMM konferansı ile ilgili notlarımı Dave Balter’ın anlattığı WOM’un 3 kutsal kuralıyla sonlandırıyorum.

  • Gönüllü olacak, parayla olmaz.
  • Her zaman açık olunmalı, insanlar kimliklerini ifşa edebilmeli.
  • Senaryo yazmayın, kilit mesajları söyleyin, geri kalanı insanlar yapsın.

Sunday, March 04, 2007

İletişim Eğitimi

Geçen hafta İletişim Eğitimi aldık. Silivri Klasiss'te iki günlük yoğun bir programdı. Eğitimi As Eğitim ve Danışmanlık'tan Asuman Çetintürk verdi. Kendisinin anlatımdaki başarısının yanı sıra, kişiliğine de hayran olduğumu belirtmek isterim. 2 gün süren bu programda İletişimin ne olduğundan, yaşam içindeki yerine, dinlemenin, anlamanın ve empatinin öneminden iknanın gücüne, beden dilinden ben ve biz diline, ekip çalışmasının öneminden duygusal zekaya kadar bir çok konunun ayrıntısını öğrendik. (Gerçi benim için tekrar oldu ama :) İş yerindeki bir çok arkadaşım için çok yararlı olduğu kanısındayım.) Canım arkadaşım Zeynep (ki işyerinden bir samimi arkadaşınız varsa başarınız %40 artarmışşş) 'in düzenlediği çok ama gerçekten çok başarılı eğitim organizasyonunun sonunda 'İletişim ve Ekip Çalışması' konusunda sertifikalarımızda oldu.
Bu konuda çalışma yapmak isteyen firmalara kesinlikle tavsiye ediyorum.

Saturday, March 03, 2007

Umudunu Kaybetme, Koku, Son Osmanlı

Uzun zamandır yazamıyordum bloguma. Malum işler yoğun. Bendeki bu blog işide biraz karıştı. Çok mu farklı konularda dereden tepeden yazıyorum diye düşünüyorum. Bir çok arkadaşım bloglarını konularına göre ayırmış ve farklı sayfalarda farklı konular yazıyorlar.
Evet, ben bir tanesiyle baş edemezken bir kaç tanesiyle nasıl uğraşacağım di mi :) en iyisi burdan devam etmek, tıpkı benim gibi biraz ondan, biraz bundan içimden gelen bir çok şey yer alsın blogumda...
Bir kaç filmi izlediğim için ard arda onlardan bahsedicem bugün. Sondan başa doğru gidiyorum :) İyi okumalar...

Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. Will Smith bu rolüyle bence gerçekten oscarı haketmiş. (Bu arada ben yazmadığım süre içinde oscar ödülleri de dağıtıldı.) Bir türlü para kazanamayan Chris, stajyer brokerlık için başvurur ve 6 aylık süre içinde hiç para kazanamayacaktır. Parasızlığa dayanamayan karısı onu terk eder ve o oğluyla birlikte ayakta durabilmek için elinden geleni yapar. Bazen metronun tuvaletinde bazen düşkünler evinde sabahlayarak günlerini geçiren Chris'in oğluna olan bağlılığı ve o oğlu Christopher'ın şeker mi şeker halleri gerçekten izlemeye değer... Aa bu arada film gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor..

İzlediğim diğer bir film Koku: Bir katilin Hikayesi.. Afişinden de tahmin edebileceğiniz gibi film ilginç bir konusu (ki ben korku diye tahmin etmiştim) olduğunu hissettiriyor daha girmeden. Jean - Baptiste Grenouille'nin doğuşundan itibaren koku alma duyusu çok gelişmiştir. Her yerde tüm ince kokulara kadar alabilen Baptiste bir parfüm ustasının yanında çalışmaya başlar. Daha sonra hayatının parfümünü yapmaya karar verir. İnsan kokusunu aldırmaya çalışırken bir çok kadını öldürür ve onların teninden elde ettiği kokuyla tüm halkı etkileyerek idam cezasından kurtulur. Kitabını okumamıştım, filmi oldukça etkileyici buldum, izlerken o kokuyu resmen duyuyosunuz, güzel ve anlamlı bir film. Bir kaç kez izlenebilir. b
Türk filmlerine karşı olan ben, bu filme nedense çokta karşı olarak girmedim ve beklediğimi de aldım. Film evde izlenebilecek tadda bildiğimiz Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan güzel bir film. Yandım Ali sevgilisini kaçırıp, Viyana'ya gitmek için hayaller kurarken Mustafa Kemal Paşayla karşılaşır ve ondan sonra vatan savunmasına bakışı değişir. Memlekette birbirinin arkasından kuyu kazanların yoğun olduğu, güvenin giderek azaldığı dönemde Yandım Ali de vatan savunmasının elzem olduğunu düşünür. Vatan, gerekirse uğruna ölmeyi gerektirir. Çok güzel bir film bence, yakında da televizyonda verirler diye düşünüyorum. Bayağı da seyircisi olmuş tabi Osmanlı denince bizde akan sular duruyor...

Wednesday, February 28, 2007