Benim blogum..

Monday, May 19, 2008

2. yıl


İki yıl önce bugün başlamıştım blog yazmaya. Ziyaretçilerim, yorumcularım, ve siz sevdiklerimle koskoca iki yılı devirdik. Siz okudukça ben konuştum, konuşacak çok şeyim olmaya devam edince, siz okudunuz.

Herkese çok teşekkür ederim.

Labels: , ,

Wednesday, May 07, 2008

MEVLANA "Hamdım, piştim, yandım..."

Bütün ömrünü şu 3 kelimeyle özetler Mevlana,
Hamdım.. Piştim.. Yandım..

Mevlana. Aşkın Dansı.
Bu filmi aslında vizyona girdiği ilk hafta izledim ama yazmaya bir türlü fırsat olmadı. Mevlana’nın babasıyla sonra da Şems-I Tebriz olan görüşmelerini anlatan, hakkında bilgiler veren çok güzel bir belgesel bence.Hatta kısa film haline getirilip, daha fazla yayınlanmalı ve dünyaya yayılmalı. Film de Mevlana’yı oynayan ve 7.kuşaktan torunu olan Sinan Tuzcu oldukça başarılı bence.

Bu sene Mevlana Müzesine gittim ben Mart ayında. Yoğunluk sebebiyle yazamadım ama kesinlikle çok etkilendim o havadan. Bence Konya Şehri Mevlana’ya sahip olmasıyla kendini daha yukarılara pazarlamalı. Mevlana ile ilgilenmeye ve okumaya başladıktan sonra kesinlikle olgunlaştığıma ve bilgeleştiğime inanıyorum.

Sevgili Emre’nin bir önceki Mevlana yazıma yazdığı yorumu burada paylaşarak sözlerime son veriyorum, film de bu metnin bir de seslendirilmiş hali varki; bence izlemek lazım, dinlemek lazım, anlamak lazım…


Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Mevlana Celaleddin Rumi

Labels: , , ,

Wednesday, April 23, 2008

Milano'da, İtalya'da...

Tüm sektörün orada toplanacağını bildiğimiz için aslında her karşılaştığımız kişi biliyordu İtalya'ya gideceğimizi. Sektörün, mobilya dünyasının ve en önemlisi tasarımın en yoğun günlerinde Milano'daydık. İlk günü kendimize ve dolayısıyla Milano'yu fethetmeye adadık aslında. Yanda görünen kilisenin (Domo) resmi de o gün çekildi. Önce Milano'nun tarih kokan sokaklarındaki bir kafede risotto ve makarna yedik, sonra dünyaca ünlü markaların (Armani, Gucci, Prada, Bulgari..) büyük mağazalarını gezdik. Bir kentin bu kadar tarihle içiçe olması bir yerde ağır geldi aslında bana :) O gün otele yorgun argın düştük aslında ama fuar heyecanı yine de enerjimizi kaybettirmedi. Ertesi sabah bayrama hazırlanan çocuklar gibi hazırlandık fuara. Önce İtalyadaki markamızın kendi standına gittik. Yine cool bir tasarımla yeni ürünlerimizi ve sevdiğimiz dostlarımızı gördük. Ondan sonra mutfak salonu senin, banyo salonu benim dolaşmaya başladık. Saat 17:00 de bir gün öncesinin de yorgunluğuyla topuklu ayakkabılarım artık ağır geldi ve düz ayakkabılara geçtim.
O akşam İstanbuldan çok sevdiğimiz bir yetkili satıcımızın davetiyle adı Osteria olan bir restauranta gittik. Bu arada ilk gün orjinal Papermoon da akşam yemeği yediğimizi söylemeyi atladım sanırım :) Osteria deniz ürünleri yapan bir restaurant. Ahtapottan midyeye; deniz kestanesinden ıstakoza, istiridyeden yengeçe kadar yani denizden çıkan her ne varsa o gece masamızdaydı. Deniz ürünlerinden pekte haz etmeyen bana uygun bir sofra olmasada, kırmamak adına çatalın ucuyla herşeye dokunup, şarap, ekmekle geceyi bitirdim. Gecenin en güzel anı benim gibi likör delisi birine sunulan limonçello idi. Limonçello ertesinde bir de grappa içtim ki o gece keyifle uyuyacağıma emindim artık. Ertesi gün bizim için fuarın son günü idi. Her biri Tüyap'ın 3 salonu büyüklüğünde toplam 28 salondan oluşan fuarın, biz 2 günde sadece 5 salonunu gezebildik. Gezdiğimiz salonlarında hakkını verdik. Fuarlarda hala katalog toplayanları gördükçe düşündüm de internet bizlerin bu sorununu çözemiyor mu hala?
Son gece, bir gece önceki alkolün, fuarın ve gezmenin etkisiyle otelde olmayı tercih ettik. Kaldığımız Crowne Plaza/Malpensa otel, oldukça temiz ve sade bir oteldi. Orada yediğimiz lezzetli tagliateden sonra odada yaptığımız sohbetle geceyi sonlandırdık.
Son gün dönüş günüydü, Milanodan kalabalık bir kafileyi de uçağımızla gelirken getirdik. Ve Milano'dan bize sektörün trendleri, güzel akşam yemekleri ve Domo'da geçirdiğimiz saatler kaldı.

Labels: , , , , , , , , , , , , , ,

Sunday, March 09, 2008

Ordan burdan...

* Adana
Ekteki resmi Adana'da çektim. Bir büfe kendini Sabah Gazetesinin wOMM cusu ilan edip koskocaman afiş yaptırmış gazeteye. Satışlarını ne kadar arttırdığı ya da ne gibi avantajları olduğunu büfeciyle konuşmak isterdim ama arabayla geçerken çekip, gidemediğim için konuşamadım tabiki.
Bu arada Adana'da Hiltonda Seyhan-Taş Köprü ve Sabancı Cami manzaralı bir odada kaldım. Adana gerçekten güzel bir şehir.
* Bursa
Bursa'da ilk defa sanayinin içindeki Uludağ Kebapçısına gidip, hiç sevmesemde İskender yedim. O kadar lezzetliydi ki, yolunuz düşerse mutlaka yemenizi tavsiye ederim.
* İzmir
Ülkenin en romantik şehirlerinden biri bence izmir. O kordonda yürümek, Alsancak'ta alışveriş yapmak, yarım saat sonra Alaçatıda olmak herhalde çok keyiflidir. Ben her seyahat sebebiyle gittiğimde seviniyorum, seviyorum bu şehri. İzmir benim İstanbul'dan sonra yaşayabileceğim diğer şehir.

Labels: , , , , , ,

Söz müzik Teoman

Teoman'ı ve Teoman'ın şarkılarını çok severim. Ve şimdi başkalarının sesinden Teoman şarkıları dinliyorum. Tam 4 gündür, her gün yeni baştan dinliyorum albümü o kadar güzel ki.
Hele İzel 'senden önce, senden sonra'yı o kadar güzel söylemiş ki, gece gündüz onu dinliyor, söylüyorum.
Bir röportajında Teoman bu albümün ikincisini de yapacağını söylemişti. Umarım o da en kısa zamanda çıkar.
Sezen Aksu'dan Paramparça'yı, Yaşar'dan Rüzgargülü'nü, Mirkelam'dan Güzel Bir Gün'ü, Yalın'dan Gönülçelen'i, Nil'den İstanbul'da Son Bahar'ı dinlemenizi tavsiye ederim.

Labels: , , , , ,

Sunday, February 17, 2008

Tepki :)

Blogumun ilk gününden bu yana her konuda olumlu ya da olumsuz bir çok tepkiyi bazen mail yoluyla bazen de yorumlarla aldım. Fakat bu en son yazdığım sarı öküz hikayesi kadar olmamıştı. Hikaye aslanlardan o kadar çok tepki aldı ki, eminim tepki verenlerin çoğunun inançla alakası da yok.
Bakın;
Din ile devlet işleri karıştırılmamalı. İkisi çok farklı şeyler.
Din son yıllarda bir çok ülke de yükselen değer. Fakat her birinin yeri ayrı, siz devlet kurumlarıyla dini birbirine katarsanız o zaman farklı inanışları olan insanlarınızdan vazgeçmişsiniz demektir ya da onlara da haklarını vererek, ülkenizi, en anlamlı şeyiniz olan bölünmez bütünlüğünüzü kaybetmişsiniz demektir.
Ayrıca ben 18 yaşında (hatta daha öncesinde imam hatiplerde) kızların kendi bilinçleriyle örtündüklerine inanmıyorum. Gerçekten inananlar bu farklılıklarını göstermek için yıllar önce üniversiteye girerken açtılar başlarını zaten.
Şimdi konuşanlar kuru gürültüden başka bişi değil. Laiklik elden gidiyo diye üzülenlerde sarı öküzü vermeden düşüneceklerdi bunu.
Son olarak türban konusu açıldığında başbakanın küçümsediği %25 ilk senelerinde onu iktidara taşıyan rakamdı. Bunu da unutmasın lütfen.
Daha önce bir çok kez dediğim gibi;
"Türkiye Laiktir, Laik kalacak!" ve bizler bunu sürdürmek için savaşacağız.

Labels: ,

Friday, February 01, 2008

Sarı Öküz

Bu günlerde türbana karşı yazılan tüm yazılarda görebileceğiniz, azıcık duyarlı olan her blogda, her köşede rastlayabileceğiniz sarı öküz hikayesini bende bloguma taşıyayım.
Biz bu harbi 2007 temmuzda sandıkta kaybettik zaten. Üniversiteye türbanın girmesini kabul ETMİYORUM, EDEMİYORUM.

"Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış..
Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları...
Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye...
Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları...
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı... "
Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi... "
Evet" diye tasdik etmiş diğerleri... "
Nereye gideriz" diye düşünürlerken "Bir dakika" diye bir ses duymuşlar gerilerden... Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa...
Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan...
"Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz...
Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi."
İnanmamış kimse ona ama "Haydi bir şans verelim ne çıkar" diye düşünmüşler... * Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına...
Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini...
Topal aslan "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lafa: "Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik...
Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden. Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz. Bunların hepsi sarı öküzün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!.."
Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş...
Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife...
Bir tek yaşlı benekli öküz "Olmaz" demiş ama kimseye dinletememiş sözünü...
Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara...
Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki!..
Bütün sürünün selameti için bir öküz...
Gerekliymiş bu...
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış...
Huzur içinde geçer olmuş günleri...
Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra...
"Acıktık" demişler Topal aslan boz öküzün yanına giderek "Selam" diye girmiş söze: "Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!.."
"Nedir?" demiş boz öküz merakla.
"Şu sizin uzun kuyruklu öküz" demiş topal aslan ve devam etmiş: "Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün..."
Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla.
Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan.
Hepsi de "Verelim gitsin" demişler.
İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.
Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden.
Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler...
Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış.
Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış..
"Verin bize şu öküzü sonra karışmayız" derlermiş sadece...
Zavallı öküzlerin "Hayır" diyebilecek güçleri kalmamış...
Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde...
Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona...
"Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?" diye sormuş biri boz öküze...
"Biz" demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek,
"Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi!.""

Labels: ,

Thursday, January 17, 2008

Dizi Dizi Diziler...

Bu ara dışarı çok çıkmamak, işlerin yoğunluğu, otel odaları sebebiyle yerli tv dizilerine merak saldım. Eskiden ne güzeldi, hiç izlemiyodum ve mutluydum. İşin kötüsü şimdi devamı için heycanlanıyorum... Peki ben neler izliyorum?

Bıçak Sırtı: Evlatlık alınan bir çocuğun gerçek babasıyla, onu alan babasının hikayesi. Dizideki herkes bıçak sırtında. Bence güzel şeyler olacak...

Yaprak Dökümü: O kadar acıklı ki, bu ara ağlamalarımın artmasını diziye bağlıyorum :)

Parmaklıklar Ardında: Kitap okuyomuş gibi. O kadar güzel, o kadar farklı bir hikayesi varki, bittiğinde damağımda kitap bölümü bitirmenin tadı kalıyor. Çok başarılı, mutlaka izlenmeli.

Hatırla Sevgili: Başta ne kadar da çok şey kaçırmışım meğer. Siyasi boyutun daha da yükselmesi diziyi daha da heycanlı hale getirdi.


Her biri birbirinden anlamlı olduğu için izlemek keyifli oluyor. Bu 4 diziyi de herkese tavsiye ederim. Kaçırırsanız bişi kaybetmiyorsunuz, şimdiden söyleyeyim :P

Labels: , , , ,