Benim blogum..

Yaşamanın, hayatın, insanların ve en önemlisi kendimin farkındayım. Yaşıyorum, geziyorum, okuyorum, inanıyorum ve ilgileniyorum. Düşündüklerimin ve yazdıklarımın hiç birinin çalıştığım kurumla, bağlı olduğum organizasyonlarla alakası yoktur, aslında vardır, beni ben yapanlar arasında o kurumlar da varsa ilişkisi yoktur diyemeyiz di mi, tabiki kimse bana aman ne olur yaz demiyor ama... Ben yazıyorum ve okuduğunuz için size teşekkür ediyorum.

Thursday, November 12, 2009

2012 Herşeyin Sonu Mu?

Dün akşam Warner Bros'un davetiyle 2012'yi vizyona girmeden izleme şansına eriştik. Duygu Hanım, her zamanki gibi güleryüzüyle yine bizleri kapıda karşıladı ve film sonunda da uğurladı. Eskiden filmleri vizyona girmeden çok daha önce izleme fırsatımız olurdu, dün neden olduğunu soramadım, neden artık daha geç izliyoruz, merak ediyorum.
Filmde, herkesin merakla beklediği Maya Takviminin sonu olarak bilinen 2012'de büyük depremler, tsunamiler ve doğal afetlerle dünyanın sonunun geleceği ve tüm dünya için yeni bir dönemin başlayacağı anlatılıyor. Tabi yeni dönem sadece, 2012'deki Nuh'un Gemisine binebilenler için başlıyor. Gemiyi elbetteki Çinliler inşa ediyor ve 2012 de dünyanın merkezleri değişip yepyeni bir dönem başlıyor. Film müthiş efektleriyle 2.5 saat boyunca sizi canlı tutmayı başarıyor, geriyor, heycanlandırıyor.. Tüm kıyamet senaryosu içeren filmler gibi abartılı olsa da, 2012'yi izlerin derim, yoksa aklınız kalacak.
Roland Emmerich'in yönettiği John Cusack, Chiwetel Ejiofor, Amanda Peet, Oliver Platt, Thandie Newton, Danny Glover ve Woody Harrelson’ın baş rolde.

Labels: , , ,

Monday, November 09, 2009

Tekrar Çal Sam - Woody Allen


Oyun başladığı andan itibaren zengin dekoruyla gözünüzü alıyor. Görsel ve işitsel öğelerin tamamının etkin kullanıldığı oyunda, karısı tarafından terk edilen Allen'ın bu tramvayı atlatma çabaları ve bu süreçte tanıştığı kızlar, yaşadıkları anlatılıyor. Oyunun hemen başında ve oyun boyunca H.Bogart'ın gelip Allen'a akıl vermesi de inanılmaz :) H. Bogart rolünde zaten çok sevdiğim Sezai Aydın oynarken, Allen'a oğlu Arda Aydın hayat veriyor. Ve gerçekten Arda Aydın oyun boyunca sergilediği performansıyla çok başarılı. Yeni anne olan Sevinç Erbulak, Allen'a tanıştırılan kızlardan her birini canlandırırken, Allen'ın arkadaşının eşi Linda, kıvırcık saçlarıyla ve tatlı sesiyle oyuna renk katıyor.
Tüm oyuncuların harika bir uyum içinde sergiledikleri oyunu izleyenler olacaktır diye, daha fazla anlatmak istemiyorumç. Tekrar Çal Sam, sahnelenmesi bitmeden, izlenmesi gereken oyunlardan biri.

Labels: , , ,

Friday, October 23, 2009

Ünsal Hoca'yı kaybettik..

Ahmet Hakam o kadar güzel anlatmış ki, tanıyomuydu bilmiyorum.
Ben, devam zorunluluğu olmayan okulumuzun derslerinde iğnenin atılamayacağı kabalıkta yer alabildiğim için, iletişim camiasının şanslı insanlarınadn biri olarak ve yurtdışında olduğumdan kaçırdığım son görevime için için hala üzülerek, bu yazıyı buraya taşıyorum.

"Ünsal Oskay kimdi?

““KAFA dengi hocalar nesli”nin son temsilcisiydi...
Yıkanmak istemeyen çocuklar olalım” diye kitap yazdı...
“Tek kişilik haçlı seferleri”nden söz etti...
Sigaraya vurdu kendini...
Sıkı küfür etti...
İletişimin profesörü değil, ağa babasıydı...
Öğrencilerine verdiği en şahane dersi, “Hayatının öznesi ol” cümlesine gizledi...
Türkan Şoray’ı çok ama çok sevdi...
Sezai Karakoç “ellerinden belli olur bir kadın” deyip Judy Garland’ı överken, o tuttu “ayaklarından belli olur bir kadın” deyip “Ajda’nın ayakları”nı övdü...
Türbanın nefret simgesi olduğu dönemlerde türbanlı öğrencilerine, başlarında türban yokmuş gibi davranmasını bildi...
Rus kadınlarını ve Rus klasiklerini çok sevdi...
Kahve falına baktı...
Popüler kültüre sağlı sollu yumruklarla girişti...
“İşinden memnun değilsen her şeyi bırakıp bir kıyı kasabasına yerleş” diye öğüt verdi...
Öğrencilerine platonik aşkın değil gerçek aşkın raconunu öğretti...
Dalgacının tekiydi...
Hiçbir şeyi ciddiye almayacak kadar ciddi bir adamdı...
Sonuna kadar eşitlikçiydi...
Vicdanına sonuna kadar güvenilecek biri oldu...
O ölünce vicdan da ölmüş sayıldı...
ALLAH RAHMET ETSİN...
Ahmet HAKAN - Hürriyet"

Labels: ,

Gizli Oturum - Jean Paul Sartre

Dün akşam Kadıköy Haldun Taner Sahnesinde Jean Paul SARTRE'ın Gizli Oturum'unu seyrettik. Oyun Sarter'ın varoluşçuluk felsefesinde insanların ruhlarını ve hayatlarını sorgulayışlarını anlatıyor.Cehennem de aynı odaya konan Garcın, Estelle ve İnea önce birbirlerinden sakladıkları sonra da itiraf ettikleriyle oyunu sürükleyici kılıyor. Özellikle televizyondan tanıdığımız Özge Özder, Gizli Oturum'da çok ama çok başarılı...

Labels: , , ,

Tuesday, October 13, 2009

Once upon a time in New York..

Bu seneki hedeflerimizden biriydi aslında Yeni kıtaya gitmek ama bu kadar kolay olacağını hiç birimiz tahmin etmemiştik. Belirli tarihler arasında ciddi bir avantaj sağlayan Lufthansa'nın kampanyası da
eklenipte karar vermek ve bileti almak için bir günümüz olunca, apar topar tarih seçmek durumunda kaldık, ki çok da iyi yapmışız, bugün olsa yine seçerim, hatta elimden gelse daha da uzun kalmak isterim :)
Uçak biletimizi alınca, ilk iş hemen konsolosluktan randevu ayarladık ki bu öyle kolay bir iş değil, önce İşbankasına 20 $ yatırmanız ve bu yatırdığınıza karşılık PIN numarası almanız gerekiyor, bununla ancak konsolosluğu arayıp görüşme için randevu alabiliyorsunuz. Ve o randevuya kadar uçak biletiniz, kalacak yeriniz, 131 $ Fortis'e yatırılacak vize ücretinin yanında, üzerinize ya da ailenize kayıtlı tüm tapular, çalıştığınız iş yerinin belgeleri hazırlayıp, yapacağınız kendinden emin görüşmeyle orada kalmayacağınıza inandırmanız gerekiyor konsolosluk görevlisini. Bununla da yetmiyor, vize almanız aslında ülkeye tam girişinizi garanti etmez diye bir evrakla ulaşan pasaportunuz sizi daha da tedirgin ediyor.
Kalacak yer içinse açtık hostels.com'u dedik ki, nerede kalmalıyız? Central Park'a yakın olsun yani 50 ile 65. caddeler arasında, West'te olsun ki, her yerin yakınında kalalım, bir de temiz olsun, güvenli olsun, okuduk yorumları, seçtik bize en uygun hostel'i. Ve biz 60. Cadde de Colombus Circle da kaldık ki, gerçekten temiz ve yakındı her yere, tavsiye olunur.

Bundan sonra elimde kitabım aktarmalı uçuşumuzun ilk durağında buldum kendimi, Müge; yol boyu Sex and The City'i anlatıp, Carry 'Her yıl milyonlarca insan New York'a 2L yi bulmaya gelir, Love ve Label....' derlerle beni NY'a hazırladı. Ve havaalanından Amerika kıtasını gördüğümüzde ağaçların arasındaki havuzlu evler şehrin hareketinden hiç ipucu vermiyordu aslında.
Ama gerçekten New York markaların, dev mağazaların, renkli insanların, güzel yemeklerin, kısaca hayatın şehri.. Ben Label'ı gördüm ama Love'ı New York'ta da bulamadım.:)
Her yanında ayrı bir hareket, ayrı bir eğlence olan Manhattan'ın ilk günden Times Square'ini ve Brodway'ini turladık,kişi başı 27 $ olan bir haftalık metropass kartlardan aldık, bu kartlar metro, tren ve otobüs gibi şehir içi tüm ulaşım araçlarında geçerek tüm şehri turlamanızı sağlıyor. Her yer tabelalar, dönen yazılar, yanıp sönen lambalar, ledli aydınlatmalar.. Bizim işi yapan biri, mutlaka New York'u görmeli.

Sonra bizim gördüğümüz ve gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken yerlere gelince;
Central Park; Bütün New York burada sabahları koşuyor, öğleden sonra piknik yapıyor.. Biz her sabah Starbucks kahvelerimiz ve yiyeceklerimizle burada kahvaltı yaptık.
Statue of Liberty; Özgürlük Anıtı, tabiki New York'un simgesi onu görmeden gelmek olmaz.
Emprie State; 102. katına kadar çıkılabiliyor ama biz 86 ya çıktık, King Kong'un binası, ben King Kong'u bekledim ama gelmedi...
New York Acquarium; Aman efendim yıllar yılı filmlerden izlediğimiz jawsların burada ta kendileri mevcuttu.
Brooklyn Bridge; Özellikle akşamüstü gidip, güneşi orada batırıp, ışıklı haline hayran olmanızı tavsiye diyorum.
Grand Zero; 11 Eylül'ün vurduğu ikiz kulelerin yerine açılacak müze daha tamamlanmamış, şehrin göbeğini böyle nasıl vurdukları beni gerçekten çok etkiledi.
Harlem; Koyu renkli tenli kardeşlerin oraya giden otobüste bir tek 3ümüzün beyaz olması, turist diye sırıtmamıza sebep oldu sanırım.
Rockefeller Center, Dünyayı yöneten ailenin, yine yüksek binası, meydanı ve heykelleri.
Wall Street; Dünyanın tüm parasının döndüğü cadde. Tam da krizin patladığı tarihten bir yıl sonra, oradaydık..
Times Square; Özellikle yılbaşlarında milyonlarca NewYorklunun yeni yılı karşıladığını haberlerden izlediğimiz ünlü meydan.

Broadway; Tüm müzikallerin ve tiyatroların bulunduğu cadde.
5 Avenue; Dünyanın en pahalı caddesi, tüm markaların en güzel mağazalarının da bulunduğu yer.
Metropolitan Museum of Art; ;Picasso'dan Rodin'e Van Gogh'tan Monet'e bir çok ünlü sanatçının eserlerini ve bir çok kültüre ait örnekleri bulabileceğiniz bir müze.
MOMA; Modern sanatın merkezi
NBC; Dünyaca ünlü NBC kanalının stüdyolarını gezdiren bir tur ve hemen bulunduğu yerde de dizilerden eşyalar satan bir Experience Store bulunmakta.
Roosvelt İsland; Teleferikle geçebilir bu şekilde manzarayı da izleyebilirsiniz.
Union Square; Yine mağazaların bulunduğu bir merkez.
ChinaTown; küçük Shangay dedikleri kadar varmış, sadece kolunuzdan tutup içeriye çekmeye çalışan Çinlilerle dolu bir semt.
Little Italy; Güzel yemekleriyle İtalyan Restaurantlarının bulunduğu yer.
Meat Packing Distreet; Topuklu ayakkabılarla arnavut kaldırımlarından yürüyüp, eğlenceye gidilecek en güzel yer.
Grand Central Terminal; Şehrin en eski tren istasyonu, oldukça da nostaljik.
New York Library;SATC'de Carry'in merdivenlerinde gelinlikle kalalaldığı kütüphane.
United States Post Office; Postane binası, çok etkileyici.

Macy's, Bloomingdales, Century 21, Forever 21 gibi mağazalar alışveriş için ideal. Hangi köşede görürseniz mutlaka girin derim.

Planet Holywood, Hard Rock Cafe, Apple Store, NBA Store, Mtv Store, Barnes & Noble, Yankees Clubhouse Shops, gibi yerlere de gitmeden dönmek olmaz tabiki...

New York'la ilgili ayrıntılı yazılara hem Kırmızı Baykuş'dan, hem Newyork'tan Sevgilerle'den, hem de Bilge'ciğimin sitesinden ulaşabilirsiniz..
Ama yok yok siz yine de bana da sormak isterseniz, mineyaman@gmail.com'dan yardımcı olmaya çalışırım...

Bunlarda benim yemek önerilerim;

İtalyan Restaurant - Cafe Fiorello İtalyan restaurantlarının en klasiklerinden, yemekleri bir harika.
İspanyol Cafe - Europa Cafe - Öğle yemekleri için ideal, her köşede var, istediğiniz salatayı yaptırıp, hemen orada yiyebiliyorsunuz.
Republic - Noodles :)
En güzel Pastane - Manoglia Bakery - Mutlaka gidin diyorum başka da bir şey demiyorum, içerideki o güzel kokunun 1.000 kalori olduğuna eminim..
Max Brenner - Chocolate by the Balo Man Herşeyin çikolatadan olduğu müthiş görüntülerle çıkan herkesin mutlu ayrıldığı yer.
Whole Foods Market - Hemen her semtte mevyeden pastane mamulleri ve sıcak yemeğe kadar herşeyin bulunduğu market. Alıp yeme imkanı burada da mevcut.
Hemen her köşede bulunan Sundee ve Candy Shoplar.
İşte böyle, 8 gün boyunca New York'un yazını da, yağmurunu da yaşadık ve her gün, yaşadığımız her an için ayrı ayrı şükrettik...

Labels: , , , , ,

Wednesday, September 30, 2009

New York, New York...

Eveet, rüya şehir New York'taydım geçen hafta. Şimdi bu izlenimleri sizinle paylaşma zamanı geldi. Biraz toparlanayım, şu jetlag ı atlatayım hemen yazıcam.. Yazılarımda neler mi olacak, işte kısa başlıklar...

New York'a gitmek için ilk yapılması gerekenler nelerdir? Vize başvurusu nasıl gerçekleşir? Kalacak yer nasıl seçilir? Uygun uçak bileti nasıl ayarlanır?

Gezilecek en önemli yerler nerelerdir? Nasıl plan yapılır? Bir hafta en iyi ne şekilde değerlendirilir?
New York'ta nerede, ne yenir? Nerede alışveriş yapılır? Gitmeden önce okunması gereken bloglar hangileridir?

Hepsi, çok yakında, burada...

Labels: , , , , , , ,

Friday, September 04, 2009

Bloglar ölüyor mu?

Bloguma başladığım Şems'in 40 kuralına bir türlü gereken önemi verip yazamadığımdan - aslında her birini ayrı postta girmeye kalkmak hataydı, kabul ediyorum - bu süreç size yıllardır sürüyomuş gibi geliyor, biliyorum. Ama henüz yarısını bitirdik, sanki bende, o 40 kuraldan birini yayınladığımda kendimi bloga yazı girmiş sandığımdan, buranın ne kadar zamandır sakin kaldığını ancak bugün fark edebiliyorum.
Bloga zaman ayırmayınca ben napıyorum peki, blog ve internet dünyasından uzak mıyım? Yoo. Takip ettiklerimi okumuyo muyum? Yoo. Mikroblogginge sarmış durumdayım, çok iyi olmasamda iyi bir Friendfeed ve twitter kullanıcısıyım. Özellikle sevdiğim köşe yazarlarının anlık paylaşımlarını twitter'dan takibe bayılıyorum. Takip ettiğim bloglara friendfeed'den daha hızlı ulaşıyorum, yeni yazarlar keşfediyorum, dünyadan anında haberdar oluyorum, bu fast blog özelliğini seviyorum.

Ben bunları yaparken, şu sağ kolonumda gördüğünüz takipteki arkadaşlarım neler yapıyor dersiniz? Bugün üşenmeden hepsinin bloguna ayrı ayrı baktım ve mikroblogging de, facebookta çok aktif olan arkadaşlarımın kendi sayfalarına aynı yoğunlukta zaman ayırmadıklarını gördüm. Bu nedemek oluyor, bu fast blog trendi herkesi sarmış. Yani her birimizin bir kaç yıl önce hevesle başladığı yazma serüveni, biraz sekteye uğramış durumda, bunun yanında tabiki durmadan bloguna yazı giren, sayfasını her an güncel tutan arkadaşlarım da yok değil, kendilerini tebrik ediyor, bu yazının dışında tutuyorum.
Merak edenler beni;
twitter'da buradan, friendfeed'de de buradan takip edebilir.

Pazarlama devam ediyor, iletişim devam ediyor.. Kısaca hayat devam ediyor, sonu gelmez, bloglamaya devam!

Labels: , , , , , ,

Şemsin 40 Kuralı.. Yirminci Kural.

"Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir."

Labels: , , ,

Şemsin 40 Kuralı.. Ondokuzuncu Kural.

"Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir."

Labels: , , ,

Şemsin 40 Kuralı.. Onsekizinci Kural.

"Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır."

Labels: , , ,

Monday, August 24, 2009

Şemsin 40 Kuralı.. Onyedinci Kural.

"Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpta olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir."

Labels: , , ,

Şemsin 40 Kuralı.. Onaltıncı Kural.

"Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne lâyıkıyla bilebilir, ne lâyıkıyla sevebilirsin."

Labels: , , ,