Showing posts with label film eleştirisi. Show all posts
Showing posts with label film eleştirisi. Show all posts

Friday, December 03, 2010

Prensesin Uykusu

Cumartesi akşamı evdeyken bir anda sinemada film izleme isteğimle, yerimden kalkıp, yarım saat sonraki seansa yetişmem bir oldu. Ne de olsa cumartesi akşamı evde geçirmek için çok uygun değildi.. Bu blogda daha önce sinema yazılarına denk gelenler benim Çağan Irmak'a ne kadar hayran olduğumu bilirler zaten. İlk tek başıma sinema deneyimimde eğer bildiğim bir yönetmenin karelerini izlersem kendimi birbaşına hissetmem diye düşünerek, keyifle aldım biletimi, kuruldum koltuğuma. Ki bu filmin galasını kaçırmıştım. Kader değiştirilebilir mi? Sorusu ile biz fikri mühimcilere özel hem bir anket yapmışlar, hem de devamında özel gösterime davet etmişlerdi ama ben bu tempoda ona yetişememiştim... İzlemek Cumartesi akşamınaymış..
Pekiii neden sinemaya tek başına gelenlere bir değişik bakarız? Haydi bu konuya şimdi girmeyeyim, o da başka bir yazının konusu olsun.

Film, bir harikaydı. Çağan Irmak, o kadar bizden, o kadar tanıdık kareler yansıtıyorki ekrana, ister istemez beyaz camın içinde buluyorum kendimi. Başarısının en büyük sebeplerinden biri bu bence. Filmde benim daha önce denk gelmediğim bir oyuncu olan Çağlar Çorumlu vardı ki, harika oynamış bence. Aziz'in arkadaşım olmasını istedim, o kadar söyleyeyim. Sevinç Erbulak da çok iyiydi.
Ayşenil Şamlıoğlu zaten çok uzun yıllardır hayranı olduğum bir isim. Bu arada diksiyon eğitmenim Işıl Yücesoy'u derslerden sonra beyaz ekranda görmek, beni ayrıca etkiledi. Filmin konusu da aynı masal gibiydi. Eğer iki saatliğine de olsa içinde bulunduğunuz andan uzaklaşmak isterseniz, filmi mutlaka sinemada izleyin derim.
Benim bunca zamandır kaçırdığım Redd'i sadece bir kaç şarkısıyla biliyor olmak olmuş sanırım. Filme adını veren Prensesin Uykusu şarkılarını pek beğendim.

"Bazen öncesi yoktur, varsa da hatırlanmaz..."
"Uyandırmak için bir masal anlatıyorum sana, dünyadaki bütün masalların aksine, bu uyanınca okunacak bir masal. Bizim masalımız, dünyadaki tüm masalların tersine..."

Wednesday, October 20, 2010

The Social Network / Sosyal Ağ


Dün akşam Warner Bros'un davetlisi olarak bu hafta vizyona girecek olan Social Network filmini, İstinye Park'ta izledik. Basın gösteriminin bir kaç gün önce yapıldığı ve olumlu yorumların olduğu filmi, ben de sanal alemden tandığım arkadaşlarımla izledim. Genel olarak iyi. Ben beğendim. Film, efsane olan Mark Zuckerberg'in kız arkadaşından ayrıldıktan sonra hem blogunda ona saydırırken hem de Harvard'daki tüm kızların portreleriyle kurduğu siteden, 25 milyon dolarlık sermayeli Facebook'a uzanışının öyküsünü anlatıyor. Mark Zuckerberg'in o cool ve şaşkın haline bayıldım. Gerçi biraz fazla melek gösterilmiş ama... Ayrıca Napster'in kurucularından olan ve Justin Timberlake'nin canlandırdığı Sean Parker'ın Facebook'un gelişimine katkısı büyük. Özellikle internet üzerinden iş yapmak isteyenlerin filmi izlemelerini tavsiye ediyorum.
Son olarak, internet girişimcisi arkadaşlarıma artık daha yakın duracağım, tavsiye ediyorum, sizin de böyle arkadaşlarınız varsa, kendilerine yapışın...

Sunday, August 22, 2010

Başka Dilde Aşk...

Yayınlanalı çok uzun zaman oldu, herkes seyretmiş de ben bir türlü vakit bulamamışım, dün Zeynep'te görünce hadi bunu izleyelim dedik...
İyiki de izlemişiz... İyiki bunu seçmişiz..
Film işitme engelli bir gencin, çağrı merkezinde çalışan kıza aşık olmasıyla yaşadıklarını anlatıyor. Mert Fırat ve Saadet Işıl Aksoy, çok güzel bir oyunculuk sergilemişler. Aşkı sonuna dek iliklerde hissettiren bir film. Bende etkileri devam ediyor. Eğer henüz izlememiş olanlar varsa, tavsiye ediyorum, ilk fırsatta izlesinler...

'Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz acaba?'

Monday, October 15, 2007

İçindeki Yabancı

Eveet bir bayram daha geldi, geçti. Bayramın herkese sağlık, huzur, mutluluk dolu günler getirmesi dileğiyle..
Peki ben bayramda ne yaptım? Dinlendim. :) Bayram gezmelerini saymıyorum, onlar zaten olması gerekenler. Ama uzun uzun evde vakit geçirdim, ailemle birlikteydim, bayram benim için güzel geçti yani.
Bayramın son günü de Jodie Foster'ın oynadığı İçindeki Yabancı filmini izledim Galleria'da. Galleria'nın sineması ne kadar şık, deri koltukları ne kadar rahat.. Uzun zamandır sinemada bu kadar rahat ooh ayaklarımı ister uzatıp, ister toplayıp film izlememiştim. filmin konusuna gelince Jodie Foster ve nişanlısı - tam da evlilik kararlarını aldıkları an- şehir eşkiyaları tarafından dövülüyor ve Foster'ın nişanlısı burada ölüyor. Bundan sonrasında da kendince şehirde kötüleri öldüren bir kadın halini alıyor Foster. En son olarakta nişanlısını öldürenleri öldürüyor, zaten öldürmese olayı takip eden dedektif onu yakalayacak ama o da Jodie ye yardım ediyor ve yakalanmamasını sağlıyor, film de orda bitiyor :) Güzel, etkileyici bir film, izlemek isteyenlere tavsiye ederim...

Tuesday, September 25, 2007

Çık Aramızdan

Kötü bir filmdi. Hemde uzun zamandır izlediğim en kötü film. Tipik amerikan romantik komedisinin yavan haliydi. 1.5 saat düşünceleri yorgunlukları aldı işte. Benim seçimim olduğu için çokta yorum yapmak istemiyorum, sonuçta ortada da bir emek var di mi ama :)
Birbirini çok seven Ben ve Sadie evlenmeden önce nikahlarını kıydırmak istedikleri kilisenin papazının evlilik kursuna yazılırlar. Sadie nin tüm kurallarını titizlikle uyguladığı bu kursu Ben çokta ciddiye almamaktadır. Nitekim kurs etkisini gösterir ve aralarında tartışmalar başlar. Düğünden bir gün önce provada ayrılan çift yine pederin çabalarıyla tekrar barışacak ve Jamaika da evlenecektir.
Jamaika çok güzel bu arada, ben de gitmek istiyorum...

Monday, August 20, 2007

Evan Almighty/Aman Tanrım

Haftaiçinden mevcut olan yorgunluğumuza, haftasonu yaşadığımız sinir bozukluğu ve stres de eklenince, hayata bir mola verelim ve sinemaya gidelim dedik. Ki ben yaz günlerinin güzel güneşli saatlerinin sinemada geçmesine ne kadar da karşıyım. Ama popcorn alacağına söz verip, film seçimini de bana bırakılıncaa, doğru sinemanın yolunu tuttuk :)
Afişlerine göre yorumladığım filmlere göre en eğlencelisi Aman Tanrım gözüküyordu, bir öncekini de tvde yakın zamanlarda izlemiş biri olarak, zorlu bir seçim yapmış gibi direk ona gitmek istedim.
Ruh durumumuza çok uygun bir seçim yapmıştım. Kafamızı rahatlatan, iki saat bizi hayattan uzaklaştıran bir film oldu. Tabi bu arada ruhani şeyleri de düşünmedim değil.
Film dünyayı değiştirmek istenen Amerikan Senato Üyesine, Allahın görünüp, Nuh Peygamber gibi bir gemi yapmasını ve çevresindekileri kurtarmasını istemesiyle başlıyor. Çevredekilerin kendisine tuhaf davranması, eşinin ve çocuklarının onu terkedip, sonra geri gelmesine rağmen gemiyi bitiren Evan, gerçekten tüm hayvanları ve komşularını kurtarıyor. Güzel bir film, keyifli hatta bittiğinde erken bittiğini bile düşündüm, ne olurdu biraz daha sürseydi...

Sunday, March 18, 2007

Eyvah Aklım Karıştı ve Mavi Gözlü Dev

Çember.net'e üye iki oyuncunun duyurusuyla katıldığımız "Eyvah Aklım Karıştı" isimli oyun gerçekten çok keyifliydi. O akşam Şişli Kültür Merkezinde sergilenen oyunun başka bir anlamı daha vardı. Oyun 2 ay önce Lösemi nedeniyle aralarından ayrılan arkadaşları Erdinç Gökdağ'a ithaf edilmişti. Kız arkadaşından ayrılan ve sebebini hayatta arayan genç bir adamın kendini bulma çabalarını anlatan oyun, eğlenceli olmasının yanı sıra bazı replikleriyle de düşündürücüydü.

Dün akşam da Mavi Gözlü Dev'i izledim. Biket İlhan'ın şahane yönetiminde ve okuduklarımızla benzeştirdiğimiz Yetkin Dikincilerin oyunuyla Mavi Gözlü Dev gerçekten karşımızdaydı. Şiirleriyle süslenen filmi gerçekten görmenizi tavsiye ederim.

"Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim"

Saturday, March 03, 2007

Umudunu Kaybetme, Koku, Son Osmanlı

Uzun zamandır yazamıyordum bloguma. Malum işler yoğun. Bendeki bu blog işide biraz karıştı. Çok mu farklı konularda dereden tepeden yazıyorum diye düşünüyorum. Bir çok arkadaşım bloglarını konularına göre ayırmış ve farklı sayfalarda farklı konular yazıyorlar.
Evet, ben bir tanesiyle baş edemezken bir kaç tanesiyle nasıl uğraşacağım di mi :) en iyisi burdan devam etmek, tıpkı benim gibi biraz ondan, biraz bundan içimden gelen bir çok şey yer alsın blogumda...
Bir kaç filmi izlediğim için ard arda onlardan bahsedicem bugün. Sondan başa doğru gidiyorum :) İyi okumalar...

Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. Will Smith bu rolüyle bence gerçekten oscarı haketmiş. (Bu arada ben yazmadığım süre içinde oscar ödülleri de dağıtıldı.) Bir türlü para kazanamayan Chris, stajyer brokerlık için başvurur ve 6 aylık süre içinde hiç para kazanamayacaktır. Parasızlığa dayanamayan karısı onu terk eder ve o oğluyla birlikte ayakta durabilmek için elinden geleni yapar. Bazen metronun tuvaletinde bazen düşkünler evinde sabahlayarak günlerini geçiren Chris'in oğluna olan bağlılığı ve o oğlu Christopher'ın şeker mi şeker halleri gerçekten izlemeye değer... Aa bu arada film gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor..

İzlediğim diğer bir film Koku: Bir katilin Hikayesi.. Afişinden de tahmin edebileceğiniz gibi film ilginç bir konusu (ki ben korku diye tahmin etmiştim) olduğunu hissettiriyor daha girmeden. Jean - Baptiste Grenouille'nin doğuşundan itibaren koku alma duyusu çok gelişmiştir. Her yerde tüm ince kokulara kadar alabilen Baptiste bir parfüm ustasının yanında çalışmaya başlar. Daha sonra hayatının parfümünü yapmaya karar verir. İnsan kokusunu aldırmaya çalışırken bir çok kadını öldürür ve onların teninden elde ettiği kokuyla tüm halkı etkileyerek idam cezasından kurtulur. Kitabını okumamıştım, filmi oldukça etkileyici buldum, izlerken o kokuyu resmen duyuyosunuz, güzel ve anlamlı bir film. Bir kaç kez izlenebilir. b
Türk filmlerine karşı olan ben, bu filme nedense çokta karşı olarak girmedim ve beklediğimi de aldım. Film evde izlenebilecek tadda bildiğimiz Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan güzel bir film. Yandım Ali sevgilisini kaçırıp, Viyana'ya gitmek için hayaller kurarken Mustafa Kemal Paşayla karşılaşır ve ondan sonra vatan savunmasına bakışı değişir. Memlekette birbirinin arkasından kuyu kazanların yoğun olduğu, güvenin giderek azaldığı dönemde Yandım Ali de vatan savunmasının elzem olduğunu düşünür. Vatan, gerekirse uğruna ölmeyi gerektirir. Çok güzel bir film bence, yakında da televizyonda verirler diye düşünüyorum. Bayağı da seyircisi olmuş tabi Osmanlı denince bizde akan sular duruyor...

Sunday, January 28, 2007

Tatil / Holiday - Tutku Oyunları / Little Children



Son zamanlarda izlediğim halen vizyonda olan iki filmi sizlerle paylaşmak istedim.

Holiday i aslında yılbaşından önce izlemiştim ama anca bahsedebiliyorum sizlere.. Son zamanlarda izlediğim en güzel, romantik ve duygu dolu bir film. Cameron Diaz'ı zaten çok severim, bu filmle bir kez daha sevdim. Jude Law'da oldukça yakışıklıydı hani :)
Iris (Kate Wınslet) aşık olduğu erkeğin başkasıyla nişanlanmasıyla, Amanda (Cameron Diaz) ise erkek arkadaşı tarafından terk edilmesiyle bunalıma girer ve internetten ev değiştirme sitesiyle Iris California'ya, Amanda ise Londraya gelir. İkisi de burda aşkı bulur. İris film müziği bestecisi Miles'a (Jack Black), Amanda ise İris'in kardeşi Graham(Jude Law)'a aşık olur. Bu güzel aşkların anlatıldığı film, gerçekten izlemeye değer :)

Bir diğer film ise Little Children (Tutku Oyunları). Hakkında bir çok okuduğum ve güzel diye izlemek istediğim filmi cumartesi akşamı sinema kararı verince önünde durduğumuz sinemada izleme kararı aldık. Film kocasından ilgi görmeyen Sarah (Kate Winslet) ile karısıyla huzursuzluk yaşayan Brad (Patrick Wilson)'in çocuklarını götürdükleri parkta tanışmalarıyla yaşadıkları ilişkiyi anlatıyor. Bu kadar olumlu eleştiri alan film bence daha güzel olmalıydı. Cinsel öğelerin çok fazla ön planda tutulduğu filmi açıkçası ben beğenmedim. İkinci yarının başı oldukça sıkıcıydı zaten. Sadece sonunu merak ettim ve hiç bir filmden çıkmadığım için bundan da çıkmadım. Zaten filmden tek etkilendiğim yer kaçmaya karar veren Brad'in, Sarah onu beklerken yaralandığında hemen karısını yardıma çağırmasıydı. Ben çok tavsiye etmiyorum ama tabi yorum size kalmış, işte filmin güzel olan son cümleleri...

"Geçmişi değiştiremezsiniz. Gelecek ise yepyeni bir öyküdür ve bir yerden başlamak gerekir..."