Showing posts with label Warner Bros. Show all posts
Showing posts with label Warner Bros. Show all posts

Thursday, June 02, 2011

The Hangover Part II

İlk filminde çok güldüm, çok eğlendim ben.. İkinciye de aynı derecede gülme isteğiyle gidersiniz ya, bu filmin birinciden pek de bir farkı yoktu aslında. Yine güldüm, eğlendim. Kafam dağıldı..
Konu birincinin birebir aynısı, yani Hangover'ı beğendiyseniz, Part II'yi kaçırmayın derim!

Wednesday, October 20, 2010

The Social Network / Sosyal Ağ


Dün akşam Warner Bros'un davetlisi olarak bu hafta vizyona girecek olan Social Network filmini, İstinye Park'ta izledik. Basın gösteriminin bir kaç gün önce yapıldığı ve olumlu yorumların olduğu filmi, ben de sanal alemden tandığım arkadaşlarımla izledim. Genel olarak iyi. Ben beğendim. Film, efsane olan Mark Zuckerberg'in kız arkadaşından ayrıldıktan sonra hem blogunda ona saydırırken hem de Harvard'daki tüm kızların portreleriyle kurduğu siteden, 25 milyon dolarlık sermayeli Facebook'a uzanışının öyküsünü anlatıyor. Mark Zuckerberg'in o cool ve şaşkın haline bayıldım. Gerçi biraz fazla melek gösterilmiş ama... Ayrıca Napster'in kurucularından olan ve Justin Timberlake'nin canlandırdığı Sean Parker'ın Facebook'un gelişimine katkısı büyük. Özellikle internet üzerinden iş yapmak isteyenlerin filmi izlemelerini tavsiye ediyorum.
Son olarak, internet girişimcisi arkadaşlarıma artık daha yakın duracağım, tavsiye ediyorum, sizin de böyle arkadaşlarınız varsa, kendilerine yapışın...

Thursday, November 12, 2009

2012 Herşeyin Sonu Mu?

Dün akşam Warner Bros'un davetiyle 2012'yi vizyona girmeden izleme şansına eriştik. Duygu Hanım, her zamanki gibi güleryüzüyle yine bizleri kapıda karşıladı ve film sonunda da uğurladı. Eskiden filmleri vizyona girmeden çok daha önce izleme fırsatımız olurdu, dün neden olduğunu soramadım, neden artık daha geç izliyoruz, merak ediyorum.
Filmde, herkesin merakla beklediği Maya Takviminin sonu olarak bilinen 2012'de büyük depremler, tsunamiler ve doğal afetlerle dünyanın sonunun geleceği ve tüm dünya için yeni bir dönemin başlayacağı anlatılıyor. Tabi yeni dönem sadece, 2012'deki Nuh'un Gemisine binebilenler için başlıyor. Gemiyi elbetteki Çinliler inşa ediyor ve 2012 de dünyanın merkezleri değişip yepyeni bir dönem başlıyor. Film müthiş efektleriyle 2.5 saat boyunca sizi canlı tutmayı başarıyor, geriyor, heycanlandırıyor.. Tüm kıyamet senaryosu içeren filmler gibi abartılı olsa da, 2012'yi izlerin derim, yoksa aklınız kalacak.
Roland Emmerich'in yönettiği John Cusack, Chiwetel Ejiofor, Amanda Peet, Oliver Platt, Thandie Newton, Danny Glover ve Woody Harrelson’ın baş rolde.

Thursday, July 09, 2009

The HANGOVER / Felekten Bir Gece

Ne zamandır bir filme bu kadar gülmemiştim, öyle bayık romantik komedi değil, sadece komedi olan filmi yine Warner Bros'un misafiri olarak bu kez çok daha küçük bir ekiple izledik. Gmall'ın sinemalarını seviyorum.
Filmin konusu 4 arkadaşın içlerinden birinin bekarlığa veda partisi için Vegas'a gitmeleriyle başlıyor. Filmde öyle güzel sahneler var ki, Vegas, bizleeri çağrıyor.. Vegas'a giden bu 4 kişinin kadeh kaldırmasıyla başlayan hikaye, damadın kaybolması, 3arkadaşın ertesi sabah hiç bir şey hatırlamaması, kaldıkları suit içerisinde bir bebek, bir kaplan ve bir horoz bulunması ve damadı bulma çalışmalarıyla eğlenceli bir saate hazır olun. Sanırım film 100 dakika sürüyor. Bu arada damadın arkadaşlarından Phil, çok yakışıklı...
Film, haziran ayında yayınlanmaya başlayan bloguyla da ilgi çekiyor. Haziran ayından beri, filmle ilgili gelişmeleri, yorumları okuyabilir ve oldukça merak uyandıracak şekilde hazırlanmış filmin fragmanını
buradan
izleyebilirsiniz.

Tuesday, April 14, 2009

Günler geçiyor, sen ne dersen de..

Bir gün hiç tanımadığınız birinden tam 14 gündür yazmadığınıza dair bir mesaj gelirse, sadece arkadaşlarınızın değil, başkalarının da sizi okuduğunu düşünerek, ayaklarınızın yerden kesileceğini biliyor musunuz?
Ya da pazarlama konusunda destek olmaya çalıştığınız birinin, yazdığınız bir yazıyı sorgulayıp, o kişinin siz olup olmadığınızı merak ettiğini söylemesine ne kadar şaşırabileceğinizi?
Arkadaşlarınız dışında tanımadığınız kişilerin sizi tıklayanlara ulaşmak için sizin blogunuzda yer almak istemelerinin ne kadar keyifli olduğunu?
Bu keyif verenler listesi çok uzayabilir ve beni en iyi bir yerde blogu olupta yazanlar anlayabilir…
Hadi onu da geçtim, geçen sene binbir ısrar kıyamet aday olduğum Blog Ödüllerine, bu sene de aday oldum. Ey okuyucu, eğer sen de beni ödüllendirmek istersen şu adresten bana oy verebilirsin.Banane ya seni neden ödüllendiricem dersen de peki, sen bilirsin..
http://2009.blogodulleri.com/
http://2009.blogodulleri.com/kategori/6

Evet uzun zamandır yazmıyorum ya peki neler yapıyorum?

İşle ilgili stres olmaya devam ediyorum ama kendi kendimi de terapi edebiliyorum artık.

Bizim Hatice Kuantum işine dalmış, ben korkuyorum dedim, zaten zihnim doldu artık aralardan taşıyor, bir de onunla ilgilenirsem tamamen uçarım ben, kimse tutamaz. Hem artık kişisel gelişim kitaplarından sıkıldım yahu, hepimiz her konuda ne kadar uzmanız değil mi? Bu yok Kuantum, yok Secret, yok bilmemne.. Bunun hepsinin hikayesi aynı değil mi? Kendinize dönün, kendinize.. Şems’in Allah’I ararken, kendisinde bulması gibi, hadi bakalım, kalbimizi dinliyor ve aklımızla hareket ediyoruz. Biiir, ikiii, üüüç.

Bedük’ün Aşka Gel şarkısını ilk emreyaziyor.com da duymuştum. Sevgili Emrenin maceralarını dinlerken yani okurken, arkada çalan şarkı beni o kadar içine aldıki, çalışırken, spor yaparken falan acayip gaza getiriyor beni, aş kendini, aşka geel.. dım dım dımm.. Tavsiye ediyorum. Bedük’ü tanıyalı çok zaman olmadı ama adamın Automatic şarkısının kolbastıyı canlandırdığı düşünülürse, gelecek zamanda adını çok daha fazla duyacağımız kesin. Bu arada geçen gün Kolbastıyı ilk defa canlı izledim, bence bu bir danstan çok bir animasyon. Birbirlerini itiyorlar, yatıyor, kalkıyorlar, çok ilginç valla. Ben de yapsam, formumu korurmuyum?
Tam bu yazıyı yazıp, Emre'ye köprü vermeye çalışırken fark ettim ki, emreyazıyor.com Cornetto'nun sitesi olmuş, yani kandırıldık, Emre gerçekten aşkını itiraf edemeyen biri değil, Cornetto'nun hayal kahramanıymış, reklamda bu şarkıyı duyunca anlamalıydım, ne kadar safım yahu...

Elif Şafak yeni dönemin yükselen yazarlarından medyada çok haber olduğundan mıdır nedir, kendisinden pek hoşlanmıyordum ama öncelikle Bilge’s Diary’de gördüğüm kitabının Mevlana dan bahsettiğini görünce hemen edindim. Aşk, çok güzel bir kitap, şimdi başlarındayım, nefesimi tuttum, okuyorum.

Sinemaya bu aralar Warner Bros davetlisi olarak gidebiliyorum. Mesela en son izlediğim Pembe Panter 2 kafanızı dağıtmak için gidilmesi gereken filmlerden biri. Şimdi birlikte izlediğimiz arkadaşlar Clint Eastwood'lu Gran Torino’dan, Will Smith'li Seven Pounds’dan, Brad Pitt'li Benjamin Button’dan (ki onu ben kendim izlemiştim, sizlerle izleyemedik) bahsetmeden, Pembe Panter mi dedin diye bana kızmasınlar lütfen. Onları ben yazana kadar zamanları geçti, ama ben yazmamış olsam da herkes izlemiştir diye düşünüyorum. Ayrıca sizsiz film izlemek zor gelmeye başladı, sinemaya gittiğimde Duygu Hanım’ın bizi güleryüzlü karşılama ve uğurlamasını görmeyeceksem, sizlerle film üzerinde konuşamayacaksam, ne anladım ben o filmden di mi ama..

O değilde koskoca Film Festivali geldi geçiyor, hala bir filme gidipte izleyemedim, bir tezimiz vardı, Babylon’da ilginç bir isim alıp, ben bile sahneye çıksam, tüm mekan dolar, film festivalinde kamera bir yerde unutulup, çekim yapılmış olsa, ona bile billet bulunamaz diye, gerçekten öyle kardeşim sanata ne kadar destek veren bir toplumuz hepimiz, herkes film festivalinde mi, ya da gidenler neden benim çevremde değil ve ben neden billet bulamıyorum? O şahane filmler gişedeyken neden kimse izlemez, izleyenler neden beğenmez de, şimdi billet bulunamaz? Hım, hım? Bu bilet mevzusuna çok fena taktım.

Yaratıcı Yazarlık kurslarının neden hepsi Avrupa Yakasında, Gebze de çalışıp, Anadolu Yakasında yaşayan biri olarak ben istemezmiyim bir akşamım bu keyifli atölye de geçsin, ben istemezmiyim yazdıklarımı biri düzeltsin, zihnimdeki kurgularım değerlendirilsin, fikir söylensin. Ama neden yok, neden, neden?

2 hafta once Beşiktaş – Kayserispor maçındaydım. Aman Aman İnönü stadına gitmeyi ne kadar çok özlemişim yahu, o atmosfer, karşıdan Çarşıyı yani Kapalıyı izlemek, marşlara eşlik etmek, küfür edenlere hala dehşetle bakmak o kadar keyifliydi ki, ben seviyorum bu Beşiktaş kokusunu. Bu hafta da Beşiktaş-Bursaspor maçındayım, beklerim…

Bahar geldi, ben baharın geldiğini en çok kenarlarda köşelerde Mine’ler açınca anlarım. O masmavi, turuncu çiçekcikleri görünce derim ki haydi Mine, derin bir nefes al ve bu hayatın tadını çıkar. İyi baharlar olsun hepinize.
Mine’leri sakın koparmayın, koparınca çiçekleri hemen düşüyor bu arada.

Resim… NAR
Yani siz anladınız zaten nar olduğunu ama ne alaka demeyin, artık her yerde çok meşhur oldu, gsm operatörlerinin kampanyalarında, kafe isimlerinde, PR ajanslarında.. Bende böyle el çantam gibi karmakarışık bir yazıyı tek başlık altında yazınca nar resmi eklemek istedim. Yani siz sandınız bir konu, bir okudunuz bin konu…

Mine Çiçeği mi koysaydım resme, ay karar veremedim….

Friday, December 26, 2008

Yes Man / Bay Evet


Perşembe akşamı Warner Bros’un davetlisi olarak özel bir gösterimle Jim Carrey’in 16 Ocakta Türkiye’de vizyona girecek olan filmi Yes Man’I izledik. Uzun zamandır izlediğim güzel komedi filmlerinden biriydi, tam Jim Carrey’lik bir film olan Yes Man de herşeye hayır diyen Carl’ın katıldığı bir Evet demeyi öğrenmek semineriyle hayatının değişmesi, her şeye “Yess” demesi ve akabinde başına gelen komik olaylar anlatılıyor. 104 dakika eğlenceli dakikalar geçirmek için, hayır derken bazen nasıl fırsatları kaçırdığımızı görmek için gidilmesi, izlenmesi gereken bir film. Aynı zamanda çok da etkileyici.
Bu arada siz de dikkat edin bakalım, Jim Carrey biraz yaşlanmış mı ne? :)