Yıllardır çalıştıkları Alametifarika’ da bu çalışmada onlara destek verecekmiş.
Hadi canım…
Yani buradaki ajanslar artık yetmiyor,
Gündemi yakalayamıyor,
Müşterisine cevap veremiyor,
Uluslararası ödüller alan işler yapamıyor,
Trendlerin farkında değil, öyle mi?
Burada yanıt, konkurumuza giren bir ajansla çalışmayı nasıl seçiyorsak bunu da öyle – iyi bir iletişim kurduğumuzdan ve başarılı işlerinden dolayı- seçtik diyorsanız, pek inandırıcı gelmediğini belirtmek isterim.
Hem bu yabancı ajanslar bizi ne kadar tanıyor?
Şimdi bu reklamlar bana mı hitap edecek, tüm global arena da mı yayınlanacak?
R.İvedik’li son reklamıyla o adama artık beni bile güldüren, yürüme bandında durup reklamı izleten Turkcell’in bu kararını tüm reklam çevreleri gibi hoş karşılamadığımı belirtmek isterim.
Tabiki dışarıdan destek alınabilir ama işi buradaki arkadaşlar yapmalı.. Yani Alametifarika W+K ye değil W+K Alametifarika’ya destek vermeli.
Ayrıca bu iş beni cidden korkutuyor, çünkü devamında reklamcı gençlerimizin burada iş alamadığından yurtdışında bir ajansta işe girebilmek için çırpınacaklarını görüyorum..
Havalı olsun diye bir çok markanın işlerini yabancı reklam ajanslarına vereceklerini ve sektörün bu tarz bir çok ilişkiyle dolacağına da eminim. (Sen kimle çalışıyorsuun ben Paris’teki bilmemkimle çalışıyorum şekerim, her hafta toplantıyı onların ofisinde yapıyoruuuz…)
Yerli malı yurdun malı manasında anlaşılsın istemiyorum, tabiki artık bir çok markamız sınırlarımıza sığmaz oldu, ama mümkün olandan daha çok içimizdeki yaratıcılığa destek verelim istiyorum. Hepsi bu...
Showing posts with label Turkcell. Show all posts
Showing posts with label Turkcell. Show all posts
Wednesday, February 18, 2009
Wednesday, December 31, 2008
Monday, November 10, 2008
'Mustafa' Hakkında Herşey!
Can Dündar’ın yeni belgeseli ‘Mustafa’. Elbette en çok tartışılanı.. %90 I filmi izlememiş bir grup insasnın yorumları, forward mailleri, yazıları, üzerinden sürdürdüğü tartışmaları vs. Halbuki film Atatürk’ün doğumundan ölümüne en insani duygularını anlatıyor. Kahramanlığı, ileri görüşlüğü, modernliği üzerinde duygularını izliyoruz burda. Tedirginliğini, düşüncelerini, naifliğini görüyoruz. Hem Atatürkçülerin, (Bu Atatürkçü lafını hiç sevmem, Atatürk’ün kullanıldığı hissini veren bir kelimedir, ben Kemalist’im derim o yüzden) hem de dincilerin tek bir taraf olup Can Dündar’a yüklenmeleri gerçekten ilginç. Ya da Can Dündar’ın tüm bu insanları buluşturmuş olması ayrı bir kıvanç olsa gerek bence…
Atatürk’ü hazmedememiş, yeterince bilmeyen okumayan, Tek Adam’I duymamış, Sarı Zeybek’I izlememiş, Cumhuriyet’in ilan tarihini sorsan tek seferde cevap veremeyecek insanların tartışmaları… Özellikle Turkcell’in filmin tanıtılmasına 1 gün kala sponsorluktan çekilmesiyle başladı tüm bunlar. Sonunda Can Dündar’ın kendi tanımıyla da linç edilmesine kadar gitti. Yoksa Kemalist düşünceye ait bir beyin değil 120 dakika 120 gün Atatürk’ü kötü olarak dinlese (ki bence film çok güzel, hiç kötüleyen bir yanı yok) etkilenmez, etkilenmemeli.
Hepimizin akşamları rahatlamak amacıyla içtiği bir kadeh rakı, hayatını vatan savunmasına adamış ve tüm isteklerini bunun arkasına koymuş, devrimleri düşünmüş, kurgulamış ve uygulamış bir adamı gölgeler mi?
Bizler bile stratejik bir iş yaparken, bir karar alırken saatlerce tek başımıza düşünürken, bu devrimleri yapan bir adam yalnız olmayacakta, kim olacak? Keskin kararlar almak ve onları hiç bilmeyen bir topluluğa uygulamak, kolay değil, hiç kolay değil…
Atatürk’ü tanıyanlar, yani bizler bu filmde kendimize daha yakın bir portre görüyoruz beyaz perdede. İnsana değer veren, onu yücelten bir lider portresi. Kitaplardan anlatılanlardan daha farklı, daha bizden, daha içten…
Can Dündar’ın eline sağlık. Sarı Zeybek’I çok sevmiştim, Mustafa’yı da sevdim.
Filmle ilgili çok güzel bir yazıda işte şurada.
Atatürk’ü hazmedememiş, yeterince bilmeyen okumayan, Tek Adam’I duymamış, Sarı Zeybek’I izlememiş, Cumhuriyet’in ilan tarihini sorsan tek seferde cevap veremeyecek insanların tartışmaları… Özellikle Turkcell’in filmin tanıtılmasına 1 gün kala sponsorluktan çekilmesiyle başladı tüm bunlar. Sonunda Can Dündar’ın kendi tanımıyla da linç edilmesine kadar gitti. Yoksa Kemalist düşünceye ait bir beyin değil 120 dakika 120 gün Atatürk’ü kötü olarak dinlese (ki bence film çok güzel, hiç kötüleyen bir yanı yok) etkilenmez, etkilenmemeli.
Hepimizin akşamları rahatlamak amacıyla içtiği bir kadeh rakı, hayatını vatan savunmasına adamış ve tüm isteklerini bunun arkasına koymuş, devrimleri düşünmüş, kurgulamış ve uygulamış bir adamı gölgeler mi?Bizler bile stratejik bir iş yaparken, bir karar alırken saatlerce tek başımıza düşünürken, bu devrimleri yapan bir adam yalnız olmayacakta, kim olacak? Keskin kararlar almak ve onları hiç bilmeyen bir topluluğa uygulamak, kolay değil, hiç kolay değil…
Atatürk’ü tanıyanlar, yani bizler bu filmde kendimize daha yakın bir portre görüyoruz beyaz perdede. İnsana değer veren, onu yücelten bir lider portresi. Kitaplardan anlatılanlardan daha farklı, daha bizden, daha içten…
Can Dündar’ın eline sağlık. Sarı Zeybek’I çok sevmiştim, Mustafa’yı da sevdim.
Filmle ilgili çok güzel bir yazıda işte şurada.
Labels:
Atatürk,
Can Dündar,
Cumhuriyet,
Mustafa,
Sarı Zeybek,
sinema,
Tek Adam,
Turkcell
Thursday, October 11, 2007
Turkcell'e Bağlan Hayata!
Son zamanlarda tüm reklamlarına bayıldığım tek firma Turkcell.
İlk aldığm günden bugüne (neredeyse 9 yıldır) numaramı değiştim, tarifemi değiştim ama onu hiç değiştirmedim, açıkçası değişmeyi de düşünmedim. Diğerlerinden daha pahalı olduğunu biliyorum, ama seviyorum Turkcell kullanmayı.
Müşterisini doğru yerde yakalamayı bilen ve bağlılık
yaratan marka, doğru zamanlarda doğru işler de yaparak insanların hayranlığını kazanıyor. Bugünlerde en sevdiğim reklamı Tarife Yumurtlayan Tavuk :) Reklamda çeşitli meslek gruplarından kişiler tavuğun karşısına geçiyor ve derdini anlatıyor, kimi ben çok konuşuyorum diyor, kimi sadece torunlarımla konuşuyorum. Tarife yumurtlayan tavukta bu kişiye uygun tarifeyi söylüyor. Tavuğun tipi resimde de görüldüğü kadar o kadar tatlı ki :) Bayılıyorum bana da yumurtlasın istiyorum...
Bu konuda yazmayı düşündüğümde eski Turkcell reklamlarını düşündüm. Celolar vardı, sonra Celonun ailesi çıktı, sonra Celocanlar.. Gerçekten bir çoğumuzu etkisi altına aldı bu reklamlar. Hepimiz hem melodisini bildik, hem de tek başına ülkenin büyük çoğunluğuna hizmet ederken kabul ettik Turkcell'i. Şimdi onu sevmeyen arkadaşlarımız bile numarasını verirken/verdikten sonra anti Turkcell diyerek onun reklamını yapıyorlar yine.
Yine bu yazıyı düşünürken, televizyonda Turkcell'in Türk Milli Takımı sponsorluğu için yaptığı reklamı izledim, Türkiye burada, yine kanımı kaynattı, tempo tutmamı, kanal değiştirmemi sağladı. Turkcell başarısını bu şekilde sürdürürse, işi gelecek yıllarda daha da kolaylaşacak demek.
İlk aldığm günden bugüne (neredeyse 9 yıldır) numaramı değiştim, tarifemi değiştim ama onu hiç değiştirmedim, açıkçası değişmeyi de düşünmedim. Diğerlerinden daha pahalı olduğunu biliyorum, ama seviyorum Turkcell kullanmayı.
Müşterisini doğru yerde yakalamayı bilen ve bağlılık
yaratan marka, doğru zamanlarda doğru işler de yaparak insanların hayranlığını kazanıyor. Bugünlerde en sevdiğim reklamı Tarife Yumurtlayan Tavuk :) Reklamda çeşitli meslek gruplarından kişiler tavuğun karşısına geçiyor ve derdini anlatıyor, kimi ben çok konuşuyorum diyor, kimi sadece torunlarımla konuşuyorum. Tarife yumurtlayan tavukta bu kişiye uygun tarifeyi söylüyor. Tavuğun tipi resimde de görüldüğü kadar o kadar tatlı ki :) Bayılıyorum bana da yumurtlasın istiyorum...Bu konuda yazmayı düşündüğümde eski Turkcell reklamlarını düşündüm. Celolar vardı, sonra Celonun ailesi çıktı, sonra Celocanlar.. Gerçekten bir çoğumuzu etkisi altına aldı bu reklamlar. Hepimiz hem melodisini bildik, hem de tek başına ülkenin büyük çoğunluğuna hizmet ederken kabul ettik Turkcell'i. Şimdi onu sevmeyen arkadaşlarımız bile numarasını verirken/verdikten sonra anti Turkcell diyerek onun reklamını yapıyorlar yine.

Yine bu yazıyı düşünürken, televizyonda Turkcell'in Türk Milli Takımı sponsorluğu için yaptığı reklamı izledim, Türkiye burada, yine kanımı kaynattı, tempo tutmamı, kanal değiştirmemi sağladı. Turkcell başarısını bu şekilde sürdürürse, işi gelecek yıllarda daha da kolaylaşacak demek.
Bilişim Fuarının da ana sponsoru Turkcell. Fuar hakkındaki tüm memnuniyetsizliğime rağmen, Turkcell standının güzel olduğunu söyleyebilirim. Peki merak ettiğim bu fuar Turkcell'e hala ilk yıllardaki gibi fayda sağlıyor mu, yoksa artık prestij meselesine dönmüş ve sırf o sebepten mi vazgeçmiyor Turkcell? Eğer bu konu hakkında bilgisi ve fikri olan varsa beni de aydınlatırsa çok sevinirim. Tabi sadece prestij için varsa ve burada onu belirtmek istemeyen yetkililer bana özelden de yazabilir :)
Son olarak gazeteyi açtığımda Türkiyenin en harika KSS Projesi olan Kardelenlerin ilanı vardı. Kardelenin hikayesini anlatmışlar, hem okula ilk başladığı günün, hemde mezuniyetinin fotoğrafını koymuşlar ve yaptıkları işten gurur duymuşlar... Bende onlardan gurur duydum. İlana bakarken tüylerim diken diken oldu. Aynısının tv reklamı da var, ona da rastladım tabiki.
Turkcell beni duygulandıran, harekete geçiren, güldüren, kısaca bir çok duyguma hitap eden markalardan biri. Bence Turkcell ülkenin en güçlü markası.
Son olarak gazeteyi açtığımda Türkiyenin en harika KSS Projesi olan Kardelenlerin ilanı vardı. Kardelenin hikayesini anlatmışlar, hem okula ilk başladığı günün, hemde mezuniyetinin fotoğrafını koymuşlar ve yaptıkları işten gurur duymuşlar... Bende onlardan gurur duydum. İlana bakarken tüylerim diken diken oldu. Aynısının tv reklamı da var, ona da rastladım tabiki.
Turkcell beni duygulandıran, harekete geçiren, güldüren, kısaca bir çok duyguma hitap eden markalardan biri. Bence Turkcell ülkenin en güçlü markası.

Labels:
Celocan,
Kardelenler,
KSS,
Milli Takım,
Tarife Yumurtlayan Tavuk,
Turkcell
Wednesday, October 10, 2007
Neden Yazamadım..
Offshore yarışından bu güne oldukça zaman geçmiş ben yazmayalı. Aylardan Ramazan olunca, daha bir sakinlik alıyor hayatı, benim blogumunda başına aynı şey geldi. Ramazandaki sakinliği geçirdi blogum, tıpkı İftar sonrası hareketlenmeye başlayan trafik gibi yavaş yavaş toparlanacak yine.
Hım bu süre içinde ben neler yaptım peki?
Adanaya gittim dün, oruç tutmadım seferiyim diye :) Adana da da balık yedim.. Kebapa alternatif olsun diye. Zaten bir süre Adana resimleri ve o yöreden haberler süsleyecek blogumu şimdiden söylemiş olayım.
Sevdiklerimle iftarlar yaptım. Ramazan ayının bereketiyle süslenen sofralarda yedim de yedim anlayacağınız :)
Bilişim Fuarına gittim. Fuar gerçekten bitmiş, artık düzenlenmesin bence, farklı iş sahiplerinden (Bilişim ile ilgili) bir kaç arkadaşımla konuştum ve hepsi fuarın verimsizliğinden bahsetti. Turkcell kocaman bir stand kurmuş ve fuara da adını verdiği hak ettiği şekilde çok başarılıydı, buna başka bir postta değinicem, avea 8. salonu almış, Digitürk 9. salondaydı. Digitürkün standı da çok başarılıydı, hele bir de standa şu reklamlarında kullanılan koltuğu koymuşlar ki, o standdan hiç çıkmak istemedim. Vestel'in büyük bir standı vardı ama inanın uğramadım bile, beğenmedim. Bence Bilişim Fuarının geldiği durum üzerinde oturup tartışılmalı ve tekrarının nasıl olacağı konusunda kesin bir karara varılmalı. 3 - 4 sene önce düzenlenen fuarlarla alakası kalmamış. Bana tek artısı uzun zamandır görmediğim Aslı'cığımı bir kaç dakika da olsa görmek oldu.
Ve
Offshore u geçirdik işte, en son postta kaldığım gibi, güzel bir yarış oldu, gelenlere tekrar teşekkür ederim.

Subscribe to:
Posts (Atom)