sevilirken bilmedin mi
ben söylerken gülmedin mi
falımızda hasret var
ayrılık var, demedim mi?
anlamazdın anlamazdın...
kadere de inanmazdın.
hani sen acı veren,
kalpsizlerden olamazdın?
dilerim ki mutlu ol sevgilim,
ben olmasam bile hayat gülsün sana
günahım boynunda,
ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda...
kalbim bomboş kaldı sanma,
acılar geçer zamanla.
aşka tövbe demem ben,
görürsün sevince yeniden...
Ayla Dikmen/Anlamazdın
Showing posts with label Ayla Dikmen. Show all posts
Showing posts with label Ayla Dikmen. Show all posts
Friday, December 05, 2008
Monday, November 10, 2008
Çağan Irmak, Issız Adam ve düşündürdükleri...
Çağan Irmak… Sanırım kendisine, kamerasına, kalemine, kurgusuna, yazısına,sanırım herşeyine aşığım. Hani ilk gençlik yıllarında böyle birini seçersin, fan’ı olursun ve toz kondurmazsın ya, işte aynen öyle seviyorum.
Tüm bunları düşünürken daha fragmanını ilk gördüğüm an gitmeliyim bu filme demiştim. Bunun üzerine bir de olumlu yazıları okuyunca kendimi sinemada buldum zaten. Michel Fugain’in Une Belle Historie sini fonda çalan bir film beni çekmezdi de, kimi çekerdi zaten di mi.
Bu kadar basit bir konu, bu kadar güzel mi anlatılır, bu kadar çok mu etkiler, her seyreden kendinden bir parçayı mutlaka mı bulur ve bir yönetmen izleyicisini bu kadar içine alacağından emin olup, izleyiciye ithaf ederek mi bitirir filmi... Çok güzeldi, çok güzeldi.
Film, işinde başarılı, etrafında sevilen, kalabalıklar içinde yalnız olmayan ama bir o kadar ıssız adamın, aşık olduğu kızdan yalnızlığını kaybetme korkusuyla ayrılmasını anlatıyor. Filmde herkesin mutlaka bir kere duyduğu ya da söylediği; Sen bana göre çok fazlasın, bir gün değerini anlayacak birini bulacaksın ve o gün bana teşekkür edeceksin cümlesini vurguluyor. Adamda aşık kadına ama özgürlüğüne daha fazla. Tıpkı bugün sokağa çıktığınızda karşınıza çıkacak yüzlerce adam gibi. Zaten bence bunların uzun ilişkileri olmamalı, kendileri de üzülmesinler diye. Bu bir kaçış hayattan, sorumluluktan, herşeyden... Aslında şımarıklık. Seksi, güzelliği, sohbeti, keyfi, başka başka kadınlarda arama. Aynısını bir kadında bulsa da görmeme, elindeki kadının diğer özellikleri ne kadar taşıdığı ile ilgilenmeyip, sadece bir sıfat yükleme, bu yüzden bir çok kadınla her sıfatın ayrı ayrı tadını çıkarma, sonsuzluk içinde kaybolma. Halbuki paylaşılan tüm anlar, birlikte bir tarih kurma, ortak bir oyunu inşa etmek, çok zor bu dönem insanı için. Erkek istediği herşeyi bulurken, kadının kendi kendini silikleştirmesi... Buna sebep olanda kadın tabi, çok kolay kabul etmesi, başka hırslar uğruna değerlerini yitirmesi vs.
Filmin sonunda akan gözyaşları pek çok şey için işte. Benimkilerin sebebi, neden kendimi hiç akışa bırakmadığım için mi böyle bir aşk yaşamadım, ben çok mu gelenekselciyim, erkekler hala kadınların peşinden koşmalı diye düşünüyorum, bunda da haksız mıyım içindi. Ertesinde bütün gece yatağımın üzerinde, dizlerim karnımda bu konuya kafa yordum. Neden hayat böyle diye? Oysa aşk dünyanın en güzel şeyi, birine sorumluluk hissetmek, bağlanmak, özlemek... Bunlar olmadan nasıl insani özelliklerimizi koruyacağız ki? Neden kaçıyoruz, nereye kadar kaçıcaz?
Herneyse tekrar filme dönecek olursak, (işte benim gerçeğim, dağınık dikkat, kafa karışıklığı anlarında varolana dönüp, düşünülenleri ertelemek) bu dingin ve çok güzel film, bir kaç gün daha düşünülecek, une belle historie beynimizin fonunda, tüm gün boyunca, sporda, yemekte, uykudan önce ve en önemli toplantıda bile çalmaya devam edecek, müzikleri müthiş, o 45lik denen mekan neredeyse bulunup gidilecek, uzun zamandır uğranmayan Beyoğlu sahaflarında gezilecek, okuması ertelenen Puslu Kıtalar Atlası öne alınacak, Leblon keşfedilecek ve muhtemelen sık gidilenlere eklenecek, çalma listemizde Ayla Dikmen – Anlamazdın, Semiramis Pekkan – Bana yalan söylediler dinlenecek, tarçınlı cevizli kek bir kez de içine havuç konulup denenicek...
Aaa unutmadan, bu ara Haşmet Babaoğlu'nun Sabah’taki köşesinde altyazı bölümüne taktım, oraya takıldığımdan beri, film replikleri de çok hoşuma gidiyo ve daha aklımda kalıyor. Bu filmle ilgili önemli bir kaç altyazı da şunlardı bence;
"sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün"
“Ben sadece ben olmamalıyım şimdi.sanki bana baktığında kendi hayatından bi an yakalamalısın.bi hikaye olmalı.sevdiğin herkes,her şey ,o an ben olmalıyım..”
“Onu gücendirme, sakin bırakma, ömrü hayatinda Ada sana Allah'ın verdigi en büyük hediyedir"
“Karların üstündesin.donmak üzeresin ve tatlı uykuya kapılıyorsun. öldüğünün farkında değilsin.”
"Baktım yağmurlu havada, elimde kitabım bir bardak çay içemiyorum, işte o zaman dedim bu iş hayatı bana göre değil."
Tüm bunları düşünürken daha fragmanını ilk gördüğüm an gitmeliyim bu filme demiştim. Bunun üzerine bir de olumlu yazıları okuyunca kendimi sinemada buldum zaten. Michel Fugain’in Une Belle Historie sini fonda çalan bir film beni çekmezdi de, kimi çekerdi zaten di mi.

Bu kadar basit bir konu, bu kadar güzel mi anlatılır, bu kadar çok mu etkiler, her seyreden kendinden bir parçayı mutlaka mı bulur ve bir yönetmen izleyicisini bu kadar içine alacağından emin olup, izleyiciye ithaf ederek mi bitirir filmi... Çok güzeldi, çok güzeldi.
Film, işinde başarılı, etrafında sevilen, kalabalıklar içinde yalnız olmayan ama bir o kadar ıssız adamın, aşık olduğu kızdan yalnızlığını kaybetme korkusuyla ayrılmasını anlatıyor. Filmde herkesin mutlaka bir kere duyduğu ya da söylediği; Sen bana göre çok fazlasın, bir gün değerini anlayacak birini bulacaksın ve o gün bana teşekkür edeceksin cümlesini vurguluyor. Adamda aşık kadına ama özgürlüğüne daha fazla. Tıpkı bugün sokağa çıktığınızda karşınıza çıkacak yüzlerce adam gibi. Zaten bence bunların uzun ilişkileri olmamalı, kendileri de üzülmesinler diye. Bu bir kaçış hayattan, sorumluluktan, herşeyden... Aslında şımarıklık. Seksi, güzelliği, sohbeti, keyfi, başka başka kadınlarda arama. Aynısını bir kadında bulsa da görmeme, elindeki kadının diğer özellikleri ne kadar taşıdığı ile ilgilenmeyip, sadece bir sıfat yükleme, bu yüzden bir çok kadınla her sıfatın ayrı ayrı tadını çıkarma, sonsuzluk içinde kaybolma. Halbuki paylaşılan tüm anlar, birlikte bir tarih kurma, ortak bir oyunu inşa etmek, çok zor bu dönem insanı için. Erkek istediği herşeyi bulurken, kadının kendi kendini silikleştirmesi... Buna sebep olanda kadın tabi, çok kolay kabul etmesi, başka hırslar uğruna değerlerini yitirmesi vs.
Filmin sonunda akan gözyaşları pek çok şey için işte. Benimkilerin sebebi, neden kendimi hiç akışa bırakmadığım için mi böyle bir aşk yaşamadım, ben çok mu gelenekselciyim, erkekler hala kadınların peşinden koşmalı diye düşünüyorum, bunda da haksız mıyım içindi. Ertesinde bütün gece yatağımın üzerinde, dizlerim karnımda bu konuya kafa yordum. Neden hayat böyle diye? Oysa aşk dünyanın en güzel şeyi, birine sorumluluk hissetmek, bağlanmak, özlemek... Bunlar olmadan nasıl insani özelliklerimizi koruyacağız ki? Neden kaçıyoruz, nereye kadar kaçıcaz?
Herneyse tekrar filme dönecek olursak, (işte benim gerçeğim, dağınık dikkat, kafa karışıklığı anlarında varolana dönüp, düşünülenleri ertelemek) bu dingin ve çok güzel film, bir kaç gün daha düşünülecek, une belle historie beynimizin fonunda, tüm gün boyunca, sporda, yemekte, uykudan önce ve en önemli toplantıda bile çalmaya devam edecek, müzikleri müthiş, o 45lik denen mekan neredeyse bulunup gidilecek, uzun zamandır uğranmayan Beyoğlu sahaflarında gezilecek, okuması ertelenen Puslu Kıtalar Atlası öne alınacak, Leblon keşfedilecek ve muhtemelen sık gidilenlere eklenecek, çalma listemizde Ayla Dikmen – Anlamazdın, Semiramis Pekkan – Bana yalan söylediler dinlenecek, tarçınlı cevizli kek bir kez de içine havuç konulup denenicek...
Aaa unutmadan, bu ara Haşmet Babaoğlu'nun Sabah’taki köşesinde altyazı bölümüne taktım, oraya takıldığımdan beri, film replikleri de çok hoşuma gidiyo ve daha aklımda kalıyor. Bu filmle ilgili önemli bir kaç altyazı da şunlardı bence;
"sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün"
“Ben sadece ben olmamalıyım şimdi.sanki bana baktığında kendi hayatından bi an yakalamalısın.bi hikaye olmalı.sevdiğin herkes,her şey ,o an ben olmalıyım..”
“Onu gücendirme, sakin bırakma, ömrü hayatinda Ada sana Allah'ın verdigi en büyük hediyedir"
“Karların üstündesin.donmak üzeresin ve tatlı uykuya kapılıyorsun. öldüğünün farkında değilsin.”
"Baktım yağmurlu havada, elimde kitabım bir bardak çay içemiyorum, işte o zaman dedim bu iş hayatı bana göre değil."
Subscribe to:
Posts (Atom)